Stresi Yüksek Oranda Azaltan Müzik Keşfedildi

Yaşam şartlarımızın ve teknolojinin gelişmesiyle, "anksiyete" yani korku, endişe ve panik hissi yaşamak artan bir sorun haline geldi. Bilim insanları bu probleme alternatif bir çözüm buldu.

Stresi Yüksek Oranda Azaltan Müzik Keşfedildi

Anksiyete yani korku, endişe, panik hissi, günümüzde daha yaygın hale gelmiş olsa da kesinlikle yeni bir şey değil. MÖ 4. yüzyılda Hipokrat tarafından anksiyeteden bahsedildiği biliniyor. Daha yakın zamanlarda ise 1860'larda Søren Kierkegaard ve 1926'da Sigmund Freud tarafından anksiyete bozukluğu ele alınmış. Günümüzde ise özellikle gençlerde bu bozukluk çok sık görülüyor.

Anksiyete için klasik tedavi yöntemi ilaç kullanımı. Bu tedavi yöntemi aynı zamanda anksiyete tedavi yöntemleri arasında en pahalı olanı. Genellikle kullanılan diğer bir yöntem de bilişsel terapi. Bazı insanlar ise meditasyon, yoga, masaj ve diğer rahatlama teknikleri gibi daha bütünsel "tedavi" yöntemlerini tercih ediyor. Diğer bir tedavi yöntemi olan müzikle tedavinin ise az da olsa başarı gösterdiği biliniyor. Şimdi ise Birleşik Krallık'taki (Britanya) bir grup nörobilimci müzikle tedavi yönteminde önemli bir başarı göstererek tek bir müzikle anksiyetede %65'lik düşüş sağlamayı başarmış.
 
Anksiyete ve Y Jenerasyon

2013'te yapılan bir araştırmaya göre, Amerikalı kadın üniversite öğrencilerinin %57'si "tekrarlı bir şekilde yüksek seviyede anksiyete" sıkıntısı çektiğini belirtmiş. Birleşik Krallık'ta ise YouthNet (Gençlik Ağı) adı verilen bir hayır kurumu tarafından yapılan araştırma, genç kadınlarda %33, genç erkeklerde ise %10 oranında panik atak sorunu olduğu tespit edilmiş. Sane isimli hayır kurumunun CEO'su Marjorie Wallace, Y jenerasyonunun (80'lerde ve 90'larda doğanlar) "umutsuzluk çağı" olduğunu düşünüyor ve bu konuda şöyle demiş: "Büyüme dönemi her zaman zor olmuştur ama bu umutsuzluk hissi? Bu yeni bir şey."
 
Rachael Dove, "Anksiyete: Y Jenerasyonunu Kasıp Kavuran Salgın" isimli yazısında bu konuda şöyle diyor: "Neler oluyor? Teknolojinin artışı, aşırı korumacı aile yapısının artışı ve adeta sınav fabrikası haline gelen okul sistemi psikologlar tarafından bizim jenerasyonumuzdaki bu sorunun (anksiyetenin) nedeni olarak gösteriliyor. Yaşıtlarım tarafından sık sık duyduğum ve konuştuğum psikologlar tarafından dile getirilen diğer bir neden ise, çok fazla seçeneğe sahip olma lüksü."

Pieter Kruger, Londra'da çalışan bir psikolog, araştırmaların daha az seçeneğe sahip olan insanların bu sorunlara karşı daha dirençli olduğunu gösterdiğini söylüyor. Bunun ana nedeni ise, bu durumdaki insanların yanlış bir karar verdiklerinde hayat, kader, diğer insanlar vb. çeşitli şeyleri suçlayabilmeleri. Ancak, çok seçeneği olan insanlar, kendileri dışında suçlayacak bir şey bulamıyorlar. Pieter Kruger bu konuda şöyle diyor: "Çok daha takıntılı hale geliyoruz çünkü sürekli 'doğru karar' vermeye çalışıyoruz.".
 
26 yaşındaki yazar Claire Eastham, We Are All Mad Here isimli blogunda şu sözleriyle adeta Kruger'ı onaylıyor: "Nasıl bir hayat yaşamam, ne yapmam gerektiğini düşünerek, bu konuda endişelenerek çok fazla zaman harcıyorum. Önceki jenerasyonların fazla seçeneği yoktu. Biri size ne yapmanız gerektiğini söylediğinde üzerinizdeki baskı azalıyor."

Modern çağda, karar verme süreci bir çeşit "felç" durumu oluşturabiliyor. Çoğunlukla, var olan çok fazla seçeneği takıntılı şekilde araştırıyoruz, örneğin ayakkabı alırken. En sonunda, "bilgi aşırı yüklemesi" oluyor ve hiçbir ayakkabıyı seçemiyoruz, karar veremediğimiz için ayakkabı alamadan alışveriş maceramız bitiyor. Yorgun bir şekilde, bir ayakkabı almayı bile beceremediğimiz için kendimizi suçluyoruz.
 
Teknoloji de anksiyete sorununun yaygınlaşmasına etki ediyor. "Milenyum jenerasyonu"ndaki çoğu genç, akıllı telefonları yanlarında olmadığı zaman sıkıntı hissediyor. Bu gençler, mobil cihazları dünyaya açılan pencereleri olarak görüyor ve bağlanmışlık hissediyorlar. Ama bu bağlanmışlığın kötü bir yanı da var, Fomo: Fear of Missing Out (Geri Kalma/Kaçırma Fobisi). Kruger bu konuda şöyle diyor: "Fomo hakikaten gerçek bir durum. İyi durumda hissiyatını ve anksiyete seviyesini etkileyen bir bağımlılık haline gelebiliyor."
 
Sosyal medya bizi her şeyi kıyaslar hale getirebiliyor: ilişkiler, güzellik, yediklerimiz, güzellik, zenginlik, yaşam standartları. Ayrıca sosyal medya üzerinden bunları sadece arkadaşlarımızla kıyaslamıyoruz, aynı zamanda ünlülerle de kıyaslıyoruz. Araştırmalar da gösteriyor ki, sosyal medyada zaman geçirmek "kendisini başkalarıyla kıyaslayan karakterdeki insanlarda depresyona sebep olabilir". Yaşam stilimizi düzeltmek, sosyal medyayla olan ilişkimizi azaltmak ve çok sayıda seçenek arasından karar verme süreciyle başa çıkmayı öğrenmek dışında; nörobilimciler, özel tasarlanmış bir müziği dinleyerek anksiyete seviyesinin önemli ölçüde azaltılabileceğini gösterdi.
 
Strese Karşı Müzik

Birleşik Krallık'taki Mindlab International adlı laboratuvarda çalışan araştırmacılar, hangi tipteki müziklerin en fazla rahatlama sağladığını araştırmak istemiş. Bu araştırmada, katılımcılara sensörler bağlanmış ve bazı bulmacalar, puzzlelar verilmiş (Bunları çözmek belli seviyede stres oluşturuyor). Bu sırada, katılımcılara çeşitli türde müzikler dinletilmiş ve beyin etkinlikleri, nabızları, kan basınçları ve nefes alma hızları ölçülmüş.
 
Araştırmanın sonucunda ise, "Weightless" (Ağırlıksız) isimli bir şarkının katılımcıların genel anksiyetesinde %65, dinlenme durumundaki normal psikolojik değerlerinde %35 gibi çok önemli bir azalma sağladığı tespit edilmiş. İşin ilginç tarafı ise, bu müziğin, Marconi Union (Markoni Birliği) adı verilen bir grup müzisyen ve müzikli terapi uzmanı tarafından rahatlama sağlamak için özel olarak tasarlanmış olması.
 
Hatta, bu müzik o kadar etkili ki, araştırmadaki kadın katılımcıların çoğu dinlerken oldukça uykulu hale gelmiş. Öyle ki, araştırma grubunun lideri Dr. David Lewis-Hodgson, bu müziğin araba sürerken dinlenilmemesi gerektiğini söylüyor.




İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.