Sigmund Freud Kimdir?

Sigmund Freud, psikanaliz kurucusu olan Avusturyalı nörolog. Kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren Psikanalitik kuramın kurucusudur.

Sigmund Freud Kimdir?
19 Şubat 2018 Pazartesi 02:25

Sigmund Freud, nüfus kaydında Sigismund Scholomo Freud (d. 6 Mayıs 1856, Příbor, Moravya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (bugün Çek Cumhuriyeti) - ö. 23 Eylül 1939, Londra, Birleşik Krallık), psikanaliz kurucusu olan Avusturyalı nörolog. Kişiliğin 5 farklı dönemden geçerek geliştiğini öne süren Psikanalitik kuramın kurucusudur. Bir psikoterapi tekniği olarak psikanaliz, hastaların zihinsel süreçlerinin bilinçdışı unsurları arasındaki bağlantıları ortaya çıkarmaya çalışır.

İçindekiler

  1. Hayatı
  2. Çarşamba Toplantıları
  3. Bilinç dışı
  4. Haz ilkesi ve gerçek ilkesi
  5. Cinsel ve saldırgan içgüdüler
  6. Eserleri
  7. Hayat kronolojisi
  8. Kaynakça

Doğum tarihi: 6 Mayıs 1856, Příbor, Çek Cumhuriyeti
Ölüm tarihi ve yeri: 23 Eylül 1939, Hampstead, Birleşik Krallık
Eğitim: Viyana Üniversitesi (1881)
Ebeveynler: Amalia Freud, Jacob Freud

HAYATI
Orta halli bir Yahudi yün tüccarının, kırk yaşındayken, kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla yaptığı ikinci evliliğinden dünyaya geldi. Ekonomik bunalımdan dolayı ailesi Viyana'ya yerleşmek zorunda kaldığında, Freud henüz 4 yaşındaydı. 1938 yılına kadar burada yaşadı.

Lisede Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenirken kendi çabalarıyla da İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrendi. Başarılı bir öğrenciydi. Goethe'nın yapıtlarından etkilenerek, başlangıçta istemediği halde, tıp okumaya karar verdi.

Üniversite yıllarında Yahudi düşmanlığıyla karşılaştı, okuldaki arkadaş çevresinden dışlandı. 1876 yılında fizyolojist Brücke'nin laboratuvarına girdi, burada anatomopatoloji ve insan sinir sistemi üzerine araştırmalar yaptı. 1881'de tıp öğrenimini bitirdi. 1883'te dönemin ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert'in yönetiminde psikaytri kliniğinde asistan olarak çalışmaya başladı. 1884'te kokain üzerine bir inceleme yapmakla görevlendirildi. 1884'te kokainin analjezik özelliklerini keşfetti, anestezik niteliklerini ise sezinledi. (Yaşamım ve Psikanalız adlı yapıtında kokainin anestezik niteliklerini aslında bildiğini, yalnız tıp çalışmalarını bıraktığından dolayı bunların başkaları tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürer.)

Aldığı bir bursla 1885'te Paris'e gitti, Salpêtriê Hastanesi'nde, Jean Martin Charcot'nun yanında staja başladı. Burada histerinin belirtilerini, hipnotizma ve telkinin etkilerini gözlemledi. Charcot'dan çok etkilendi (Yaşamım ve Psikanaliz 'de Charcot'ya ne kadar düşkün olduğu görülür). Charcot'nun konferanslarını Almancaya çevirdi ve 1886'da yayımladı.

1886'da Paris'ten ayrılarak Berlin'e gitti. Burada çocuk nöropatolojisiyle ilgilendi. Viyana'ya dönerek özel hekimliğe başladı. 1886 ekim ayında 4 yıldır nişanlı olduğu Martha Bernays ile evlendi. Sinir hastalıkları ve histeri şikayetiyle kendisine başvuranlar üzerinde dönemin ünlü tedavi yöntemlerini, elektroterapi ve hipnotizmayı uyguladı. 1887'de Dr. Bernheim'in Telkin ve Telkinin Tedavideki Uygulamaları Üstüne adlı kitabını çevirdi.

Elizabet von R. adındaki bir kadın hasta kendisini serbest çağrışım yöntemine zorlayınca hipnozdan vazgeçti. 1892 - 1895 yılları arasında Charcot'nun Salı Günü Dersleri adlı kitabının çevirisini, savunma psikonevrozları üzerine bir makaleyi ve saplantılar ve fobiler üzerine başka bir makaleyi Breuer ile ortaklaşa hazırladı. Ancak tıp çevrelerince Histeri Üzerine İncelemeler hoş karşılanmadı. Bu yapıtta psikanalizin temel ilkelerine rastlanır.

1896 yılında babasının ölümü üzerine derin bir bunalıma girdi ve sistematik olarak kendini çözümlemeye başladı. Yine aynı yıl Breuer'le nevrozların cinsel açıdan açıklanması konusunda ters düşerek yollarını ayırdı. Histerinin cinsel etiyolojisi üzerine verdiği bir konferans skandala yol açtı. Bu dönemde W. Fliess'le yazışmaları, özçözümleme süreci, hayatı üzerinde önemli etkiler yarattı. (Bu yazışmaları Freud'un ölümünden sonra eşi ve kızı tarafından kamuoyuna duyurulmuştur. Freud psikanalize özel hayatını karıştırmak istemediğinden, kişisel kayıtlar bırakmamış, birçok yazışma ve mektubunu ölümünden önce yakmıştır.) Hayatının 10 yıl süren bu döneminde, Freud hem yandaş, hem öğrenci bakımından yalnız kaldı. Kendini hastaların tedavisine ve psikanalizin yaratılmasına yoğunlaştırdı. Bu sürecin sonucu olarak 1897'de Oedipus Kompleksi, 1900'de Düşlerin Yorumu (iki cilt) adlı eserler ortaya çıktı.

1908'te Viyana Psikanaliz Derneği kuruldu. Bu olay, Freud için bir dönüm noktasıydı, Yaşamım ve Psikanaliz kitabında buna büyük yer verdi. Ancak bu tarihten önce bile Freud'un çevresinde çözümlemenin giderek kurumlaştığı görülür. 1902'den sonra "Çarşamba Günleri Psikoloji Derneği", adı altında başta P. Federn, O. Rank, W. Stekel ve Alfred Adler olmak üzere, Freud'un ilk yandaşları bir araya toplandılar. 1904'de E. Bleuer'le yazışmaya başladı. 1907'de Bleuer'in asistanı Carl Gustav Jung tarafından ziyaret edilir. Jung aynı yıl Zürih'te Freud Derneği'ni kurdu. Bu Freud için büyük bir başarıydı, zira psikanaliz artık ülke sınırlarının dışına çıkmıştı. Takip eden yıllarda Jung, 1. Psikanaliz Kongresi'ne katıldı ve psikanaliz üzerine konferanslar vermek üzere Freud ile birlikte ABD'ye yolculuk etti. Freud, 1910 - 1920 yıllarında Psikanaliz Üzerine, Bir Paranoya Vakası Özyaşam Öyküsü Üzerine Psikoanalitik Gözlemler: Başkan Screber, Totem ve Tabu, Narsizmin İncelenmesine Giriş, Yas ve Melankoli adlı eserleri yayımladı.

1923'de kendisine üstçene ve damak kanseri tanısı kondu. İzleyen yıllarda 33 kez ameliyat oldu. Sürekli protez takması gerektiğinden dolayı uzun yıllar konuşma ve yemek yeme sıkıntısı çekti. 1938'de Naziler'in Viyana'ya girmesiyle birlikte en küçük çocuğu Anna ile birlikte Avusturya'yı terk etmek zorunda kalarak Londra'ya yerleşti. Ölümüne dek tedavi ve çalışmalarına burada devam etti.

Freud, prensipleri gereği kişisel hiçbir özel belge, anı defteri, mektup bırakmamış, hepsini yakmıştır. Bu nedenle, Freud'a dair ilk ve en kapsamlı bilgiler ilk olarak yakın dostu İngiliz psikaytr Ernest Jones'un 1953'te yayımlanan üç ciltlik Sigmund Freud'un Yaşamı ve Yapıtları adlı kitabıyla ortaya çıkarıldı.

ÇARŞAMBA TOPLANTILARI
Freud’un 1900’de yayımladığı Die Traumdeutung (Rüyalar ve Yorumları), psikanalitik kuramın temel ilkelerini ortaya koyduğu en önemli kitabıdır. Bundan sonra art arda yayımladığı yazılarıyla ünü gittikçe arttı ve birçok ülkeden genç doktor onun çevresinde toplanmaya başladı. 1902’de profesör oldu. Aynı yıl Alfred Adler, Max Kahane, Rudolf Reitler ve Wilhelm Stekel’in katılımıyla ünlü “Çarşamba Toplantıları”nı başlattı. Psikanaliz üzerine tartışmaların yapıldığı bu toplantılara düzenli olarak katılanların sayısı gittikçe arttı. İngiliz Ernst Jones, İsviçreli Carl Jung, ABD’li Brill, Macar Sandor Ferenczi, Alman Karl Abraham gibi geleceğin ünlü psikanalistleri yeni katılanlar arasındaydı. 1908’de 22 kişiye ulaşan bu grup Viyana Psikanaliz Enstitüsü’nü kurdu. Freud 1909’da Carl Jung’la birlikte ABD’deki Clark Üniversitesi’ne çağrıldı ve bir dizi konferans verdi.

Clark Üniversitesi önünde 1909'da grup fotoğrafı . Ön sıra: Sigmund Freud, G. Stanley Hall , Carl Jung ; Arka sıraya: Abraham A. Brill , Ernest Jones , Sándor Ferenczi

1910’da Viyana Psikanaliz Enstitüsü, Uluslararası Psikanaliz Derneği’ne dönüştü. Ancak çok geçmeden psikanalistler arasında görüş ayrılıkları doğdu ve kopmalar oldu. Alfred Adler bireysel psikoloji okulunun, Carl Jung ise analitik psikoloji okulunun öncüsü oldu.

1933’te Almanya’da Naziler’in iktidara gelmesinden sonra Freud’un kitapları Berlin’de yakıldı. 1938’de Alman ordularının Avusturya’yı işgalinden sonra Freud ülkesini terketmek zorunda kaldı ve ailesiyle birlikte Londra’ya gitti. İki oğlunun savaşa katılması, Yahudilerin katliamı ve kendisinin Yahudi oluşu, bundan sonra geliştirdiği düşünceleri etkiledi. Çene kanserinden öldükten sonra kızı Anna onun görüşlerine yenilikler katarak ego psikologlarının öncüleri arasında yer almıştır.

1886’da tohumları atılan psikanalitik görüş, 1939’a dek çok farklı aşamalardan geçmiştir. Freud psikopatolojiye ilişkin klinik deneylerden yola çıkarak yeni gözlemlerin ve bilgilerin ışığında kuramını geliştirmiş, bir önceki yazısında savunduğu tezi daha sonra eleştirmiştir.

BİLİNÇ DIŞI 
Freud’a göre insan davranışı nedensiz değildir. Eıj önemsiz sözden, hareketten en yüce atılımlara dek her davranışın bir nedeni vardır. Freud’un “ruhsal gerekircilik” olarak adlandırdığı bu tez psikanalitik kuramın temel varsayımıdır. Bazı davranışların nedenleri kolaylıkla açıklanabilirken, bazılarının nedenlerini anlamak ya çok güç, ya da olanaksızdır. Bu durum insan davranışının bazen bilinçli, bazen bilinçaltı bazen de bilinçdışı nedenleri olmasından kaynaklanır. Psikanalitik kuramda ruhsal dünyanın bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışı olmak üzere üç tabakadan oluşmasına topografik görüş denilir. Bu görüşe göre, bilinç o anda yaşananlardır. Bilinçaltı, bilinçlenme olasılığı olan, ama o anda bilinçlenmemiş düşünceleri, anıları içerir. Bilinçaltı, bilinçlenme olanağına sahip anıların deposudur. Bilinçdışı ise, ne kadar zorlansa, bilinçlenmesi yasaklanmış yaşantıların tümünü kapsar. Bilinç, bilinçaltı ve bilinçdışı arasında bazı sınırlar, psikanalitik terimlerle kontr-kateksizler, yani sansürler vardır. Bu enerji dağılımları insanın düşünce ve davranışlarının gereksiz yere bilinçaltı veya bilinçdışı süreçlerle etkilenmesini engeller, yani insanın ruhsal sağlığı için gereklidir.

Freud, insanın ruhsal yapısını id, ego (ben) ve üstben (süperego) olmak üzere yapısal görüşle üçe ayırır. İd, içgüdülerin deposu, bir başka deyişle, insanın yaşam kaynağıdır. Bilinçdışının sansür yoluyla çok sıkı bir denetim altında tutulmasının ve bilinçlenmemesinin nedeni iddir. İçgüdüsel özellik gelişmeyle veya eğitimle kaybolmaz, toplumdışıdır, yani kendi dışında bir toplumdan habersizdir. Bu nedenle yasa, kural, ayıp, yasak gibi şeyler id için söz konusu değildir. Beklemek bilmeyen, anında dovum arayan id, denetim altında tutulmalı, yani bilinçdışı kılınmalıdır.

Freud, idi denetleyen ve bilinçdışı kılan yapıya ego der. Kişiliğin en önemli yapısı olan egonun bazı araçları gelişmemiş biçimde doğuştan vardır, bazıları ise gelişmeyle edinilir. Birincilere egonun doğuştan getirdiği birincil araçlar, İkincilere de ikincil araçlar denir. Örneğin ses çıkartabilme, konuşma birincil araçlar, savunma mekanizmaları, uyum yolları ikincil araçlardır. Doğuşta ayrışmamış bir şekilde var olan ego, zamanla gelişir ve kişiliğin yürütülmesinde bazı önemli görevler yüklenir. Ego dış ve iç dünyaları algılayarak gerçekleri değerlendirir. Gerçeğin değerlendirilişi bir açıdan kişinin ruhsal sağlık düzeyini belirler.

Ruhsal dünyanın üçüncü yapısı, doğuşta varolmayan, ancak toplumsal ilişkilerle yavaş yavaş gelişen ve beş yaşlarında iyice oluşan üstbendir. Üstben toplumun yasaklarını içerir. Neyin doğru, neyin yanlış, neyin yapılabilir, neyin yapılamaz olduğunu bildiren üstbendir. Tıpkı id gibi, üstbenin de büyük bir bölümü bilinçdışı ve bu nedenle de mantıksız, sert ve haşindir. Üstbenin bilinçli bölümüne vicdan denir.

Egonun görevlerinden biri idin toplumdışı istekleriyle üstbenin mantıkdışı kurallarım bağdaştırabilmek, kişilikte bir bütünlük sağlayabilmek ve bu bütünlüğü sürdürebilmektir. Bunu başaran ego sağlıklıdır, başaramayan ise id ile çatışma halindedir. Bu çatışmada üstben ya egonun, ya da idin tarafını tutar. Çatışmanın doğurduğu kaygı, egoyu, Freud’un baskı ya da sansür olarak adlandırdığı birtakım savunma yollarına başvurmaya zorlar. Ego kendi içinde veya dışında kaygı yaratabilecek uyarıları inkâr edebilir, sevgi gibi bir duyguyu bastırıp öfkeyi gösterebilir. Kendini kaygıdan koruyabilme uğruna duyguyla düşünceyi ayırır, içinden gelen isteklerin yönünü değiştirir, patronuna kızacağına kapıcıya bağırır. Son çare olarak da etkin veya mutlu olduğu dönemlere doğru geriler, insanın kendisiyle ve çevresiyle yaşayabilmesi için gerekli olan bu savunma mekanizmaları, bazen artan kaygının paniğiyle kişiliği yönetmeye başladıklarında nevrozun, savunma mekanizmaları çöktüğünde, yani ego görevlerini yürütemediğinde de psikozun başlamasına neden olur.

HAZ İLKESİ VE GERÇEK İLKESİ 
Psikanalitik kuramın en karmaşık, ama en temel kavramları dinamik görüşle ele alınan haz ilkesi ve gerçek ilkesidir. îd, haz ilkesini benimser ve anında doyum arar. Gerçek ilkesini benimsemiş olan ego ise, anında eyleme geçip büyük zararlara uğramaktansa düşünüp en uygun doyum yolunu aramayı yeğler. Bir başka deyişle gerçek ilkesi eninde sonunda haz ilkesine kulluk eder. Psikanalitik kuramda vurgulanan bu hazcı yaklaşım da Freud’un sert eleştirilere uğramasına neden olmuştur.

Görevi idin istekleriyle üstbenin kurallarını bağdaştırmak olan egonun, haz ilkesiyle gerçek ilkesi arasında uyum sağlayabilmek için kullandığı yöntem psikanalitik kuramın “ruhsal ekonomi” görüşüyle açıklanır. Freud’a göre insan bir enerji yığınıdır. Bedensel hareketler gibi ruhsal süreçler de enerji dağılımlarıyla oluşur. Ruhsal enerjinin kaynağı içgüdüler, yani iddir. Doğuşta ruhsal enerji tümüyle içgüdüseldir, dolayısıyle kaygan, yaygın, kaypak ve dizginlenmemiştir. Başıboş akan bu kaygan yığın gelişmeyle ayrışmaya, belirli ruhsal ve bedensel işlevlere bağlanmaya, içgüdüsel niteliklerini yitirip yansızlaşmaya başlar.

İnsanın sağlıklı gelişmesinde, ruhsal enerjinin büyük bir bölümü idden koparak, egonun boyunduruğuna girer. Bir bölümü de içgüdüsel özelliklerini koruyarak, idde süregelir. Ego, kendi boyunduruğu altına aldığı bağlanmış ve yansızlanmış ruhsal enerjiyi algı, düşünce, gerçeği değerlendirme, eylem gibi işlevlerinde tüketir. Bir bölümünü de gerçeğin koşullarına uyarak idi ve üstbeni denetlemek, haz ilkesinin davranışı yönetmesini engellemek, bilinçli davranışları, bilinçaltı ve bilinçdışı akımlardan korumak için harcar. Bu enerji akımları savunma mekanizmalarıdır.

Savunma çareleri hiçbir zaman tümüyle etkili olamaz. Bastırılan ve bilinçdışı kılınan id, her insanda vardır ve bir enerji yığını olduğu için de gücünü korur. Egonun tüm çabalarına karşın, isteklerini açıkça ortaya koymasa da simgeli yollarla dile getirir. Rüya bunun en belirgin örneğidir. Ego uykuyla dinlenmeye geçtiğinde savunmalarını zayıflattığı için id rüya yoluyla isteklerini belirtir. Bir başka deyişle rüyanın insanın ruh sağlığı açısından büyük bir yararı vardır. Bu yolla idin bastırılmış enerjisi, verimsiz de olsa boşalma olanağına kavuşur. Rüyanın karabasana dönüşmesi idin kendini gereğinden fazla ortaya koyması demektir. Bir tehlikenin belirebileceğim bildiren kaygı, insanı karabasandan uyandırır. Ego, bu yolla id üzerindeki denetimini yeniden sağlar.

Freud’a göre ideal sağlıklı insan söz konusu değildir. Her insanda varolan id ile ego arasındaki çatışma kaygı doğurur, kaygı da ruhsal sıkıntı belirtisidir. Bu nedenle bütün insanların az ya da çok, kendilerine göre bazı uyumsuz, yani nörotik belirtileri vardır.

Freud yaşamak için gerekli olan besin, uyku gibi bedensel (fizyolojik) gereksinmelerin dışında iki temel içgüdüden söz eder: cinsel ve saldırgan içgüdüler. Cinsel içgüdü, cinsel isteklerle birlikte tüm olumlu, bağdaştırıcı, birleştirici, yapıcı dürtüleri; saldırgan içgüdüler ise ayırıcı, bozucu, yıkıcı, dağıtıcı olumsuz dürtüleri içerir. Birincisi soyların devamı, İkincisi ise insanın devamı için gereklidir. Freud son yıllarındaki yazılarında bu iki içgüdü için “yaşam ve ölüm içgüdüleri” demiştir.

Cinsel ve saldırgan içgüdülerin gelişmesi gensel görüşte ele alınır. Psikanalitik kurama göre kişiliğin temeli çocuklukta yatar. Beş, altı yaşlarından on bir, on iki yaşlarına kadar süren gizlilik (latans), on ikiyle on sekiz, yirmi yaş arasındaki gençlik ve bunu izleyen yetişkinlik, ilk yaşlarda ekilmiş tohumların ürünlerini toplar. Özet olarak bugünü ve yarını dün belirler.

CİNSEL VE SALDIRGAN İÇGÜDÜLER
Freud, cinsel ve saldırgan içgüdülerin çocukluk çağındaki gelişimini “ağızcıl”, “dışkıl” ve “üretken” olmak üzere üç döneme ayırmıştır. Psikanalitik kurama göre cinsel ve saldırgan içgüdüler belirli yaşlarda vücudun belirli alanlarında toplanırlar. Yaşamın ilk yıllarında bebeğin beslenmesi en önemli sorun olduğundan cinsel ve saldırgan içgüdüler ağızda toplanır. Ağız yalnızca besinin alınmasıyla ilgili doyumları değil, emmeyle veya ısırmayla ilgili cinsel ve saldırgan hazları da sağlar. Yetişkinlerde izlenen öpüşme, ısırma gibi ağızcıl cinsel ve saldırgan davranışların temel taşlarını oluşturur. Yaşamın ikinci yılına doğru tuvalet eğitiminin başlamasıyle ruhsal enerji dışkıl alanda toplanmaya başlar. Biyolojik bir gereksinme olan dışkıl faaliyetler cinsel ve saldırgan özellikler kazanır. Bunların izleri yetişkinlerde homoseksüellik, sadizm, mazoşizm olarak ortaya çıkar.

Dört, beş yaşlarına doğru her çocuğun girdiği üretken dönemin en önemli sorunu“Oedipus Kompleksedir. İçgüdüler, dışkıl alandan cinsel organlara kayar. Çocuğun yeni hazlar duymasına, cinsel merakların uyanmasına neden olur. Dolayısıyla erkek çocuk annesine karşı cinsel duygular beslemeye ve annesine sahip çıkan babasına kızmaya başlar. Sevgi, öfke ve rekabetin birbirine karıştığı bu üçgene, babasını öldürüp annesiyle evlenen eski Yunan Kralı Oedipus’ un adı verilmiştir. Bilişsel süreçler yeterince olgunlaşmamış olduğu için kendinde varolanı başkasında da var sanan çocuk, babasının da kendine öfkeli olacağı kuşkusuna düşer. O babasına kızıyorsa, babası da ona kızıyordur ve onu cezalandıracaktır. Freud bu çocuksu kaygıya hadım edilme (kastrasyon) kaygısı demiştir. Oedipus kompleksinin ve kastrasyon kaygısının yarattığı çelişki, çocuğun anasına karşı beslediği cinsel isteklerden caymasına ve babasıyla özdeşleşmesine yardımcı olur. Bu sayede üstben ruhsal dünyada iyice sağlamlaşır. Çocuk, ana babasının ve toplumun ahlak kurallarını benimser, egoda gerçek ilkesi güçlenir.

Çocukluk dönemleri ve yaşantıları kişiliğin temel taşlarını oluşturur. Herhangi bir dönemin herhangi bir özelliğine saplanan bir insan, yaşamı boyunca bu saplantıyı açık ya da simgeli yollarla dile getirir.

Çocuksu cinsellik çağını, altı yaşlarında başlayan ve buluğa kadar süren gizlilik (latans) çağı izler. Bu yaşlarda çocuğun cinsel ve saldırgan içgüdülerinde bir durulma, daha doğrusu bir gizlilik izlenir. Buluğla başlayan gençlik çağında fizyolojik değişikliklerle birlikte cinse! ve saldırgan içgüdüler yeniden canlanır, gerilmelere, ruhsal belirtilere rastlanır.

Freud’un, tedavi ettiği hastaların geçmiş yaşantıları üzerine anlattıklarına ve kendi gözlemlerine dayanarak, çocukların cinsel yaşamına ilişkin öne sürdüğü görüşlere önceleri şiddetle karşı çıkılmışsa da, çocukların da kendilerine özgü bir cinsel yaşamları olduğu büyük ölçüde benimsenmiştir.

Freud’un geliştirdiği psikanalitik görüş 20.yy’ın en çok tartışılan konularından biridir. Önerdiği kavram ve mekanizmalar bilimsel düzeyde yoğun araştırma konusu olmuş, bazılarını destekleyici nitelikte bulgular ortaya çıkarılmış, ancak hemen hemen hiç birinin geçerliliği kesin olarak kanıtlanamamıştır. Bu konuda özellikle organik görüşü savunanların eleştirileri sonucu organo-dinamik öğretiler doğmuştur. Eleştirileri psikanalitik çerçeve içinde karşılamaya çalışan Freud sonrası psikanaliz kuramları ise, bir ölçüde Freud’un görüşlerinin zaman içinde değişimine uğraması sonucu birbiriyle çelişmektedir.

Freud’un görüşleri, felsefi ve siyasi düzeyde de, boyutları Descartes’çı insan anlayışından Mamzm’e varan geniş bir alanda, eleştirinin ağırlık kazandığı tartışmalara yol açmıştır. Görüşlerine yöneltilen eleştirilere karşın Freud’un antropoloji, eğitim vb. bilim dallarında, edebiyatta, dinde ve yaşamın hemen hemen her alanında etkisi olmuştur. Psikiyatri alanında ise Wilheim Reich, Karen Horney, Erich Fromm, Melanie Klein, David Leing vb. Freud’u izlemiş, görüşlerine yenilikler katarak psikanalitik görüşü geliştirmişlerdir.

ESERLERİ

  • Zur Psychopat­hologie des Alltagslebens (Günlük Yaşa­mın Psikopatolojisi)
  • Die Traumdeutung (Düşlerin Yorumu)
  • Über Psychoanaly­se (Psikanaliz Üzerine Beş Ders)
  • Totem und Tabu (Totem ve Tabu)
  • Zur Einführung des Narzissmus (Narsisizmin İncelenmesine Giriş)
  • Unbehagen in der Kultur (Uygarlı­ğın Huzursuzluğu)
  • Jenseits des Lustprinzips Das Ich und das Es (Haz İlkesinin Ötesinde Ben ve İd)
  • Der Mann Moses und die monotheistische Religion (Musa ve Tektanrıcılık)
  • Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme, 1905
  • Der Witz und seine Beziehung zum Unbewussten, Espiriler ve Bilinçdışı'yla İlişkisi, 1905
  • Psikanalizin Tarihçesi, 1914
  • Psikanalize Giriş Dersleri, 1917
  • Yaşamım ve Psikanaliz, 1925
  • Tutukluk, Semtom ve Korku, 1926
  • Bir Yanılsamanın Geleceği, 1927
  • Kültür İçindeki Huzursuzluk, 1930
  • Psikanaliz ve Uygulama,
  • Psikanaliz Üzerine,
  • Olgu öyküleri
  • Histeri ile Mücadele

HAYAT KRONOLOJİSİ

  • 1856 6 Mayıs. Musevi bir ailenin çocuğu olarak Moravya'da Freiberg'de (bugün: Příbor) doğar.
  • 1860 Aile Viyana'ya yerleşir.
  • 1865 İlkokula girer.
  • 1873 Viyana Üniversitesine tıp öğrencisi olarak girer.
  • 1876-82 Viyana'da Fizyoloji Enstitüsünde Brücke'nin yanında çalışır.
  • 1877 İlk yayınlar: anatomi ve fizyoloji üzerine makaleler
  • 1881 Tıp doktoru olarak mezun olur
  • 1882 Martha Bernays ile nişanlanma
  • 1882-5 Viyana Genel Hastanesinde çalışma, beyin anatomisi üzerinde yoğunlaşma: pek çok yayın
  • 1884-7 Kokainin klinik kullanımı üzerine araştırmalar
  • 1885 Nöropataloji Privatdozent'i (üniversite hocası) olarak atanma
  • 1886 Martha Bernays'la evlenme. Viyana'da sinir hastalıkları üzerine özel muayenehane açış.
  • 1886-93 Viyana'da Kassowitz Enstitüsünde nöroloji üzerine, özellikle çocuklardaki beyin felçleri üzerine sürekli çalışma ve pek çok yayın
  • 1887 En büyük kızının doğumu (Mathilde)
  • 1887-1902 Berlin'deki Wilhelm Fliess'le arkadaşlık ve yazışma. Freud'dun, bu dönemde, ona yazdığı ve ölümünden sonra, 1950'de yayımlanan mektupları görüşlerinin gelişimine pek çok ışık tutmuştur.
  • 1887 Uygulamalarında hipnotik telkini kullanmaya başlar
  • 1888 (yak) Histerinin katartik sağaltımında hipnozu kullanarak, Breuer'i izlemeye başlar. Giderek hipnozu bırakır ve onun yerine serbest çağrışımı geçirir.
  • 1889 Telkin tekniğini incelemek üzere, Nancy'de Bernheim'ı ziyaret eder. En büyük oğlunun doğumu (Martin)
  • 1891 Afazi üzerine monografi.
  • 1892 En küçük oğlunun doğumu (Ernst).
  • 1893-8 Histeri, obsesyonlar ve anksiyete üzerine araştırma ve kısa makaleler.
  • 1895 Breuer ile birlikte, Histeri Üzerine Çalışmalar; olgu öyküleri ve Freud'un kendi tekniği betimlemesi.
  • 1893-6 Freud'la Breuer arasında giderek artan görüş ayrılığı. Freud, savunma ve bastırma kavramlarını ve de nevrozun, ego ile libido arasında bir çatışmanın sonucu olduğunu getirir.
  • 1895 Bilimsel bir ruh bilim projesi: Freud'un Fliess'e mektupları arasında bulunur ve ilk kez 1950'de basılmıştır. Ruhbilimi nöroloji terimleri ile anlatmak için başarısız bir girişim, ama Freud'un daha sonraki çoğu kuramının habercisidir.
  • 1896 Ruh çözümleme teriminin ortaya çıkışı. Babasının ölümü (80 yaşında).
  • 1897 Freud'un öz-çözümlemesi; yaralanma kuramının terk edilmesine ve çocuksu cinsellik ve Oediepus karmaşasının benimsenmesine yol açmıştır.
  • 1900 Düşlerin Yorumu. Son bölümünde, Freud'un zihinsel süreçler, bilinçdışı ve haz ilkesinin üstünlüğü üzerine tüm görüşleri ilk kez özetlenir.
  • 1901 Günlük Yaşamın Psikopatolojisi. Bu, düşler hakkındaki kitapla birlikte, Freud'un kuramlarının, yalnızca patolojik durumlara değil normal zihinsel yaşama da uygulandığını ortaya koyar.
  • 1902 Professor Extraordinarius atanır.
  • 1905 Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme: İnsanoğlunda, cinsel içgüdünün gelişiminin, bebeklikten erişkinliğe dek ilk kez izlenişi.
  • 1906 (yak) C.G. Jung ruh çözümlemeye katılır.
  • 1908 Ruhçözümleyicilerin ilk uluslararası toplantısı (Salzburg'da).
  • 1909 Freud ve Jung konferans vermek üzere ABD'ye çağırılırlar. Bir çocuğun ilk çözümlemesinin olgu öyküsü (küçük Hans beş yaşında) daha önce, erişkinlerin çözümlemesinden çıkarılmış olan sonuçların, özellikle de bebeklik cinselliği ile Oediepus ve iğdiş edilme karmaşasına ilişkin olanların desteklenmesi.
  • 1910 (yak) Narsisizm kuramının ilk ortaya çıkışı.
  • 1911-15 Ruh çözümleme tekniği üzerine makaleler.
  • 1911 Alfred Adler'in ayrılışı. Ruh çözümleme kuramlarının psikolojik bir olguya, Dr. Schreber'in öz yaşam öyküsüne uyarlanması.
  • 1912-13 Totem ve Tabu: Ruh çözümlemenin, antropolojik malzemeye uyarlanması.
  • 1914 Jung'un ayrılışı. Ruhçözümsel Devinimin Tarihi Üzerine. Adler ve jung hakkında polemik yapılan bir kesimi de içerir. Son büyük olgu öyküsünü, Kurt Adamı yazar. (1918'e dek yayınlanmamıştır).
  • 1915 Günümüze yalnızca beş tanesi gelmiş temel kuramsal sorularla ilgili oniki metapsikolojik makaleden oluşan dizi.
  • 1915-17 Giriş Konferansları: Freud'un görüşlerinin birinci Dünya Savaşı'na kadarki durumunun kapsamlı genel bir değerlendirmesi.
  • 1919 Narsisizm kuramının savaş nevrozlarına uygulanması. İkinci kızının ölümü.
  • 1920 Haz İlkesinin ötesinde: yineleme takıntısı ve ölüm içgüdüsü kuramının ilk kez açık olarak tanıtılması.
  • 1921 Grup Ruhbilimi. Egonun sistematik bir çözümsel incelenmesinin başlangıcı.
  • 1923 Ego ve İd. Bir id, bir ego ve bir de süperegoya bölünmesiyle aklın yapı ve işleyişinin büyük ölçüde düzeltilmiş tanımı. Kanser hastalığının ortaya çıkışı.
  • 1925 Kadınların cinsel gelişimi üzerine düzeltilmiş görüşler.
  • 1926 Ketvurmalar, Belirtiler ve Anksiyete. Anksiyete sorunu üzerine düzeltilmiş görüşler.
  • 1927 Bir yanılsamanın geleceği. Bir din tartışması: Freud'un geriye kalan yıllarının çoğunu adadığı bir dizi toplum bilimsel çalışmanın birincisi.
  • 1930 Uygarlık ve Hoşnutsuzlukları. Bu, Freud'un yıkıcı iç güdüler (ki ölüm iç güdüsünün bir görünümü sayılmıştır) üzerine ilk kapsamlı çalışmasını içerir. Freud, Frankfurt kenti tarafından Goethe ödülü ile ödüllendirilir.
  • 1933 Hitler Almanya'da güç kazanır. Freud'un kitapları Berlin'de halk önünde Naziler tarafından yakılır.
  • 1934-8 Musa ve Tek Tanrıcılık. Freud'un yaşarken yayımlanan son kitabı.
  • 1938 Hitler'in Avusturya'yı ilhakı. Freud, Londra'ya gitmek üzere, Viyana'yı terk eder. Ruhçözümlemenin Bir Taslağı. Ruh çözümlemenin son, bitmemiş ama köklü bir tanımı.
  • 1939 23 Eylül, Londra'da ölümü.

KAYNAKÇA
M.Bonaparte, A.Freud, E.Kris (der.), Sigmund Freud, the Origins of Psychoanalsis: Letters to Wilhelm Fliess, Drafts and Notes (1887-1902), 1954; G.Cansever, İçimdeki Ben, 1979; E.Fromm, Sigmund Freud’s Mission, 1955; E.Jones, The Life and Works of Sigmund Freud, 3 cilt, 1953-1957; C.Jung, Memoirs, Dreams, Reflections, 1963; P.Roazem, Freud: Political and SocialThought,1969; W.Stekel, Authobiography: The Life Story of a Pioneer Psychoanalyst, 1950.



Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.