Carl Gustav Jung Kimdir?

Carl Gustav Jung, İsviçreli psikiyatr, Analitik psikolojinin kurucusudur. Derinlik psikolojisinin Sigmund Freud ve Alfred Adler ile beraber üç büyük kurucusu...

Carl Gustav Jung Kimdir?

Carl Gustav Jung. (d. 26 Temmuz 1875 Kesswil, Thurgau, İsviçre. ö. 6 Haziran 1961 Küsnacht ZH, Zürih, İsviçre), İsviçreli psikiyatr, Analitik psikolojinin kurucusudur. Derinlik psikolojisinin Sigmund Freud ve Alfred Adler ile beraber üç büyük kurucusundan birisidir.

İçindekiler:

  1. Biyografi
  2. Görüşleri
  3. Gölge
  4. İçe dönüklük ve dışa dönüklük
  5. Anima ve Animus
  6. Kolektif Bilinçaltı
  7. Bireyselleşme
  8. Persona
  9. Simya
  10. Ruh
  11. Etkisi
  12. Eserleri
  13. Kitaplar
  14. Makaleler
  15. Notlar
  16. Hasan Saraç'ın Jung Hakkında Yazdığı Makalesi
  17. Kaynakça

CARL GUSTAV JUNG'IN BİYOGRAFİSİ
Doğum tarihi: 26 Temmuz 1875, Kesswil, İsviçre
Ölüm tarihi ve yeri: 6 Haziran 1961, Küsnacht, İsviçre
Eş: Emma Jung (e. 1903–1955)
Filmler: Matter of Heart
Çocuklar: Helene Hoerni, Gret Baumann, Marianne Niehus, Agathe Niehus, Franz Jung-Merker

Basel Üniversitesi'nde tıp profesörü olan büyükbabasının adını taşıyan Carl Gustav Jung İsviçreli bir papazın oğludur. 1895 yılında Basel'de tıp eğitimi almaya başladı ve 1900 yılında Eugen Bleuler'in asistanı olarak Burghölzli'de psikiyatrist olarak hizmet verdi. Doktorasını 1902 yılında tamamladı. Konu okült (gizli, görünmeyen) fenomenler (etkiler) ve onların Psikoloji ve Patolojiyle bağlantıları idi. Paris'te 6 ay Pierre Janet ile bilgilerini derinleştirdi. 1903 yılında Emma Rauschenbach ile evlendi. 36 yaşında Uluslararası Psikanaliz Birliği'nin ilk başkanı oldu. Psikolojik analizlerinde astrolojiden de yararlanan Carl Gustav Jung, Sigmund Freud ile beraber çalıştığı toplumsal bilinçaltı kavramı ile de tanınır.

Yukarıda: Jung'un büyüdüğü Kleinhüningen, Basel'deki din adamları evi

GÖRÜŞLERİ
Carl Gustav Jung sadece psikoterapi bilim dalını değil, aynı zamanda Psikoloji, Teoloji, Etnografi bilimi, Edebiyat ve güzel sanatları da etkiledi. Psikoloji bilim dalında kendisi tarafından bulunan ve yapılan kavramlar geniş şekilde kabul gördü. Örneğin; kompleks, içedönük ve dışadönük, gölge, arketip (enerji kompleksler), kolektif (toplumsal) bilinçdışı, anima, animus.

GÖLGE
Gölge bilinçdışındaki bir arketiptir. Bilinç ve benliğin karşıtı, tersidir. İstenilmeyen, kabûl görmeyen tüm kişisel özelikler gölge arketipine dâhil olmaktadır. Örneğin, kişi kendini ince olarak tanımlıyorsa onun gölgesi kaba ve katıdır. Acımasız birinin gölgesi çok ince ve şefkatlidir. Kendini çirkin olarak tanımlayan kişinin gölgesi güzel olmaktadır. (Buna karşın, diğerleri bunu görmezse kişinin güzel tanımlaması yalnızca kendisini kibirlendirir.)

Gölge ne mutlak iyi ne de mutlak kötüdür. Jung, gölge dokunun varlığını bilinçdışıından bilince kavuşturmanın önemini vurgulamaktadır. Bu yapılmadıkça, kişi kendi gölge kompleksini projekte ederek iletişim bozukluğuna ve ruhta derin yaralara yol açar.

İÇE DÖNÜKLÜK VE DIŞA DÖNÜKLÜK
Jung, içedönüklük ve dışadönüklük kavramlarını psikolojik bağlamda ilk tanımlayanlardan biridir. Psychological Types kitabında, her insanın bu iki sınıflandırmadan birine dahil olduğu teorisinden bahseder. Bu iki psikolojik türü, antik arketipler olan Apollo ve Dionysus'a benzetir.

İçedönüklük, "kavramak", "anlamak" üzerine ışıldayan Apollo'ya benzer. İçedönüklük yansıyanın, rüyanın ve görüşün içsel dünyasına odaklanır. Düşünceli ve anlayışlı olan İçedönüklük, bazen diğerlerinin etkinliklerine katılma konusunda ilgisiz olabilir.

Dionysus ile bağdaştırılan Dışadönüklük, aktivitelere katılmaya meraklıdır. Faaliyetlerin, nesnelerin ve duygusal algı'nın dışsal dünyasıyla ilgilenir. Enerjik ve yaşam dolu olan Dışadönüklük, Dionysusça uğraşılar peşinde benlik duygusunu kaybedebilir.

Jung'un İçedönüklük ve Dışadönüklük kavramları, modern görüşten oldukça farklıdır. Modern teoriler, bu kişisel özellikleri tanımlamada davranışçı araçlar kullanırken (sosyallik, konuşkanlık, kendine güven vb.), Jung bunları birer bakış açısı olarak ifade etmiştir. Dışadönük dünyayı nesnel olarak yorumlarken İçedönüklük öznel olarak yorumlar.

ANME VE ANİMUS
Erkeğin bilinçaltında, iç benlikte kadınsı olarak ifade bulan arketip anima, aynı şekilde kadının bilinçaltında erkeksi olarak ifade bulan arketip animus'tur. Erkeğin duyarlılığı sık sık baskılandığından, anima en önemli otonom komplekslerden biridir. Kendini rüyalarda gösterdiği söylenir. Ayrıca anima, erkeğin kadınla olan etkileşimlerini ve davranışlarını etkiler ki aynısı animus ve kadın için de geçerlidir. Jung'a göre, "Bireyin gelişiminde gölgeyle yüzleşmek, çıraklık eseridir. Anima ile olan ise başyapıttır."

KOLEKTİF BİLİNÇALTI
Kolektif bilinçaltı, tüm insanlık tarafından ortak paylaşılan ve bize miras kalan beynin yapısında meydana gelen bilinçaltı biçimi olarak Carl Jung tarafından ortaya konmuştur. Bu sebeple, kişinin kendi deneyimleriyle ortaya çıkan kişisel bilinç dışından ayrılır. Jung'a göre kolektif bilinçaltı, arketipleri ve evrensel en eski düşünceleri ve imajları içerir.

BİREYSELLEŞME
Jung, zıtları birleştirme süreci olan bireyselleşmeyi, kişinin tam olabilmesi için gerekli gördü.

Bireyselleşme, kişisel ve Kolektif bilinç dışı'nın, tam kişiliği oluşturmak, özümsemek için bilinci meydana getirdiği (rüyalar, aktif imgelem, serbest çağrışım vasıtasıyla) dönüşüm sürecidir. Bu, ruhun bütünleşmesi adına meydana gelen doğal bir süreçtir.

Bedensel ve zihinsel sağlığın elde edilmesinin yanında, bireyselleşmeye doğru ilerleyen insanlar uyumlu, olgun ve sorumluluk sahibi olma eğilimindedirler. Özgürlük ve adalet gibi insani değerleri somutlaştırır ve insan doğasının ve evrenin işleyişi hakkında iyi bir kavramaya sahip olurlar.

PERSONA
Jung'un psikolojik teorisinde, persona, sosyalleşme, kültürleşme ve deneyim sayesinde bilinçli olarak oluşturulmuş kişiliktir. Jung "persona" terimini kullanmıştır çünkü bu kelime, oynanan bireysel rolleri ifade ederek, Latince'de hem "kişilik" hem de Romalı oyuncular tarafından giyilen maske anlamını taşır.

Persona, benlik rolü yapan bir maskedir. Hatta bu, iyi oynanmış bir rolden daha fazlası olmasa bile kişi ve diğerleri o kişiliğe inanır. Jung, Persona-maskesi'ni bireysel bilinç ve sosyal topluluk arasında aracılık eden karmaşık bir sistem olarak tanımlar: bu, "kişi ile topluluk arasında kişinin nasıl görüneceğine dair bir uzlaşmadır". O kadar açıktır ki esasında kişilik maskesi, tiyatro'da bilindiği üzere, iki özellik taşır: diğerlerine belli bir izlenim bırakmak ve kişinin gerçek doğasını(bir kısmını) gizlemektir. Jung, kişinin benliğini, persona'nın aldatıcı örtüsünden ve bilinçdışı dürtülerden özgürleştirerek ve kişiye "kendi benliğini" kazandırarak, kişiye bireyselleşme sürecinde yardımcı olmayı hedefler.

SİMYA
Jung'un 1940'lardan sonraki yazıları ve çalışmaları simya üzerine odaklanmıştır. 1944 yılında Jung, simya'daki sembolleri incelediği ve psikanalitik süreçlerle olan direkt ilişkisini ortaya koyduğu Psikoloji ve Simya kitabını yayınlamıştır. Simya'daki işleyişin saf olmayan ruhun (kurşun), kusursuz ruha (altın) dönüşümü olduğunu ve bunun bireyselleşme sürecinin bir metaforu olduğunu savunur.

1963 yılında Mysterium Coniunctionis kitabı İngilizce ilk olarak The Collected Works of C. G. Jung kitabının parçası olarak ortaya çıktı. Mysterium Coniunctionis, Jung'un son kitabıydı ve "Mysterium Coniunctionis" arketipi üzerine odaklandı.

RUH
Jung'un kendi ve hastaları üzerinde yaptığı çalışmalar onu, hayatın maddi amaçlarının ötesinde ruhsal bir amacı olduğuna ikna etmişti. Ana gayemizin, doğuştan gelen potansiyelimizi keşfedip uygulamaya geçmek olduğuna inandı. Birçok din ve gelenek üzerine yaptığı çalışmalara dayanarak, bireyselleşme olarak bahsettiği dönüşüm yolculuğunun bütün bütün dinlerin mistik kalbi olduğuna inandı. Kendini ve aynı zamanda ilahi olanı tanıdığın bir yolculuk. Freud'un nesnelci dünya görüşünün aksine, özellikle bireysel insan yaşamını evrenle bir bütün olarak bir tuttuğundan Jung'un panteizm'i, onu, ruhsal deneyimin tam oluşumuz için gerekli olduğuna inanmaya yönlendirmiş olabilir. Jung'un din üzerine fikirleri, Freud'un dindeki şüpheciliğine eşit güçte karşılık vermiştir. Bireyselleşme'ye giden bir yol olarak din üzerine fikirleri, ayrıca eleştirilmelerine rağmen oldukça popüler olmuştur ve hala din psikolojisi üzerine modern ders kitaplarında yer bulmaktadır.

ETKİSİ
Popüler psikometre aracı Myres-Briggs Kişilik Göstergesi(MBTI) ve sosyonik kavramları, Jung'un psikolojik türler teorisinden geliştirilmiştir. Jung, insan ruhunu "doğuştan dindar" olarak gördü ve bu dindarlığı araştırmalarının odak noktası yaptı. Rüya analizi ve sembolizma üzerine katkılarıyla en çok bilinen çağdaş yazarlardan biridir.

ESERLERİ - KİTAPLARI

  • Carl Gustav Jung - Psikoloji ve Din
  • Carl Gustav Jung - Anılar, Düşler, Düşünceler
  • Carl Gustav Jung - Dört Arketipler
  • Carl Gustav Jung - İnsan Ruhuna Yöneliş
  • Carl Gustav Jung - İnsan ve Sembolleri
  • Carl Gustav Jung - Kırmızı Kitap
  • Carl Gustav Jung - Keşfedilmemiş Benlik

MAKALELER

  • Carl Gustav Jung - Psikoloji ve Okült

NOTLAR

  • ^ 'For Jung, alchemy is not only part of the pre-history of chemistry, that is, not only laboratory work, but also an essential part of the history of psychology as the history of the discovery of the deep structure of the psyche and its unconscious. Jung emphasized the significance of the symbolic structure of alchemical texts, a structure that is understood as a way independent of laboratory research, as a structure per se.' Calian, George Florin (2010). Alkimia Operativa and Alkimia Speculativa. Some Modern Controversies on the Historiography of Alchemy. Budapest: Annual of Medieval Studies at CEU. ss. 167–168.

HASAN SARAÇ'IN CARL GUSTAV JUNG HAKKINDA YAZDIĞI MAKALESİ

Carl Gustav Jung : Rüyaların, sembollerin, efsanelerin büyüsünü çözmeye adanmış bir hayat

“Kendime hayretle, hayal kırıklığıyla, hoşnutlukla bakıyorum. Kederliyim, bunalımdayım, coşkuluyum. Ben bunların hepsiyim aynı anda, ama toplayıp da sonucunu bulamam. Nihai değer veya değersizliği belirleme yeteneğine sahip değilim; kendim ve hayatım hakkında hiçbir yargım yok. Tamamen emin olduğum hiçbir şey yok. Hiçbir şey hakkında hiçbir kesin kanaatim yok. Yalnızca doğduğumu, varolduğumu biliyorum ve bana öyle geliyor ki bir şekilde taşınıp getirilmişim buraya. Bilmediğim bir şeyin temeli üzerinde yaşıyorum.”

İsviçre’nin kuzeyinde, Almanya sınırına yakın küçük bir köyde 1875 yılının yirmi altı Haziran günü bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Prostestan bir papaz olan Paul Jung ve eşi Emilie Preiswerk ona Carl Gustav adını verirler. Carl dört yaşındayken aile Basel kentine taşınır. Henüz yedi yaşındayken babasından Latince dersleri almaya başlayan Carl, öğrencilik hayatından hoşlanmasa da derslerinde başarılı bir öğrencidir.

“İnsanın zorluklara ihtiyacı vardır; onlar sağlık için gereklidir.”

Daha sonraları eğitim sisteminin sıradanlığından şikâyet edecek, genç bir ruhun daha kucaklayıcı, şefkatli bir yöntemle yoğrulması gerektiği yönündeki inancını şu sözlerle açıklayacaktır.  “Anlayışlı bir kalp bir öğretmende her şey demektir ve paha biçilmez bir değerdir. İnsan geriye baktığında parlak öğretmenlerini takdirle, insani duygularına dokunanları ise şükranla anar. Müfredat gerekli bir hammaddedir ama gelişen bir bitki ve bir çocuğun ruhu için yaşamsal önem taşıyan şey sıcaklıktır.”

“İnsan anlamadığı kişiyi bir aptal olarak görmeye meyyaldir.”

Basel Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Zürih’e yerleşen Carl bir yandan bir akıl hastanesinde görev yaparken bir yandan da Psikoloji doktorasına devam etmektedir. 1903 yılında, varlıklı bir ailenin kızı olan psikolog Emma Rauschenberg ile evlenen genç akademisyen, ilk makalesini Sigmund Freud’a gönderdikten bir müddet sonra Viyana’ya gidip Freud’un kendisi ile tanışır. İlk buluşmalarında aralıksız on üç saat Freud ile tartışan Carl aradığı bilgeyi bulduğuna inanmaktadır. Bu güçlü ilişki altı yıl boyunca inişli çıkışlı bir mücadeleye sahne olur. İlk kişilik çatışmaları birlikte yaptıkları Amerika seyahatinde ortaya çıkacaktır.

Clark Üniversitesi önünde 1909'da grup fotoğrafı . Ön sıra, Sigmund Freud , G. Stanley Hall , Carl Jung. Arka sıraya, Abraham Brill , Ernest Jones , Sándor Ferenczi.

Carl Jung, Freud’un ve yine ünlü bir psikolog olan Adler’in, insani dürtüleri yalnızca cinsellik ve güce tapınma içgüdülerinin bir sonucu olarak izah etmelerine karşı çıkmakta, bu yaklaşımı insan ruhundaki karmaşanın basite indirgenmesi olarak değerlendirmektedir. Buna karşın Freud da kendi tebaası gibi gördüğü bu genç adamın farklı fikirler ortaya atmasını, psikoloji biliminde önemsenmeyen arketiplere gereğinden fazla değer vermesini kendi otoritesine bir başkaldırı olarak algılar.

“Bir şeyi kabul edene kadar onu değiştiremeyiz. Suçlamak özgürleştirmez, tahakküm eder.”

Jung ve Freud’un fikri birliktelikleri 1912 yılında sona erer. O günlerde psikoloji biliminin tanrısıymış gibi tapılan bir efsane, yani Freud tarafından aforoz edilen Carl, dostlarının kendine yüz çevirdiğini ve akademik çevrelerde tek başına kaldığını fark ettiğinde uzun bir depresyon sürecine girecektir. O yıllarda bilimsel makaleler yazmak ya da seminerlere, konferanslara katılmak yerine özel hastalarını kabul etmekte ve geri kalan vaktini kendi iç yolculuğuna adamaktadır. İstiareye yatarak gördüğü rüyalara bir anlam vermeye, bu seanslarda karşılaştığı sembolleri resmetmeye, zihninde oluşan mandalaları kayda geçirmeye çalışır. Bu analizler, çizimler ve notlar Carl Jung’un ölümünden yirmi yıl sonra The Archetypes and the Collective Unconscious – Dört Arketip adlı bir kitapta toplanacaktır.

“Uzay yolculukları yalnızca bir kaçıştan, insanın kendisinden kaçmasından ibarettir, çünkü Mars’a ya da Ay’a gitmek insanın kendi varlığına nüfuz etmesinden daha kolaydır.”

Jung karısı Emma ile yaşadığı sorunlardan, o süreçte doğan dört kız ve bir erkek çocuğundan, hastaları ve asistanlarıyla girdiği cinsel ilişkilerden bahsedilmesinden hoşlanmadığı için hayatı boyunca bir otobiyografi yazmamış, gazetecilerle mülakat yapmamıştır. Bu yasağı bir tek kişi, bir başka deneyimli psikolog olan Aniela Jaffe delebilmiş ve üç yıl ünlü meslektaşı ile birlikte çalıştıktan sonra ortaya çıkan değerli eserini Jung’un ölümünden hemen sonra, Memories, Dreams, Reflections – Anılar, Düşler, Düşünceler adıyla yayınlamıştır.

Jung, iç dünyasına trans halinde yaptığı yolculuklar sırasında gördüğü şaşırtıcı, yol gösterici rüyalarından bu biyografisinde sıkça bahseder. Psikoloji bilimine yön verecek bu deneyimlerden birini Jaffe kitabında şöyle anlatır:

“Jung evinin ikinci katında koltukta oturmaktadır. Etrafındaki dekor, mobilyalar, tablolar da ona çok doğal gelmektedir. Zaten olması gerektiği gibi çevresindeki her şey kendi dönemine ve alışkanlıklarına uygundur. Birden evinin birinci katını gözünde canlandıramadığını fark eder. Merakla alt kata iner ve kendini on dört, on beşinci yüzyıl mimarisinin içinde bulur. Zemin pembe taşlarla kaplanmıştır. Tablolar birkaç yüzyıl öncesine aittir. Koltuklar eski, perdeler farklıdır. İçerdeki bir odada duvara gizlenmiş bir kapıyı açtığında, aşağıya inen bir merdiven görür.

Bu sefer varlığından bile haberi olmadığı bodrum katına iner. Çevresini Roma dönemine ait kalıntılar, freskler, taşlar kuşatmıştır. Heyecanla olan biteni anlamaya çalışırken aniden önüne bir kapak daha çıkar. Onu kaldırdığında aşağıya inen eskimiş taş basamakları bulur. En alt bölüme indiğinde artık tarih öncesi sayılabilecek bir yere geldiğini anlar. Yerde iki kafatası görür.”

Jung içinde kabaran duygu seliyle aniden uyanıp, yıllardır aradığı cevabı uykusunda bulmanın heyecanıyla rüyasında gördüklerini en ince ayrıntısına kadar hemen orada, o gece not eder. Bilimsel metotlar ve bulgular kadar spiritüelliğe, arketiplere, doğaüstü güçlere, mitolojiye ve sembollere de önem vermesiyle ünlenen Jung böylece kolektif bilinçaltı kavramını ortaya atacaktır. Jung’a göre kişiler egoları ve kendi bilinçaltları kadar, insanlık tarihi boyunca bireylerin, toplumların bilinçaltında biriken bilgi ve deneyimlerin de etkisi altındadır.

“Siz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar, o sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz.”

Jung, tıpkı düşüncelerine önem verdiği felsefeciler Nietzsche, Schopenhauer, Hesse gibi, batı kültürüne olduğu kadar oryantal bilgeliğe, deneyimlere ve inançlara da ilgi duyardı. İlk olarak 1924 yılında New Mexico – Arizona eyaletlerine giderek orada yaşamlarını sürdürmeye çalışan yerli kabileler üzerinde iki sene araştırmalar yapar. Orada tanıştığı bilgeler Jung’a “Bu beyaz adamlar her zaman bir şeyler istiyorlar, sürekli bir huzursuzluk hali içindeler. Neyi amaçladıklarını, neyin peşinde koştuklarını bilmiyoruz, anlamıyoruz” diyeceklerdir.

“Kendi karanlığınızı bilmek, başkalarının karanlığıyla başa çıkmanın en iyi yöntemidir.”

Jung daha sonra iki yıl kadar Kenya’da, ardından Mısır ve Hindistan’da araştırmalarına devam edecek, özellikle Budizm, Zen Budizm felsefelerini ve Konfüçyüs’ün öğretilerini inceleyecektir.

Jung’un üzerinde çalıştığı  Analitik Psikoloji kavramı üzerine yazdığı makaleler 1917 ve 1928 yıllarında bilimsel dergilerde yayınlanır. Freud ile yollarını ayırdıktan sonra uzun bir süre meslektaşlarından ilgi görmeyen Jung, Pyschological Types – Psikolojik Tiplemeler  ve Psychology and Alchemy – Psikoloji ve Simya eserleriyle yeniden akademik dünyada ses getirmeye başlayacaktır.

“İnsanın bilinçdışı aklı, bilinçli akıl kör ve güçsüz olduğu zaman bile doğruyu görür.”

Psikoloji bilimine kazandırdığı kolektif bilinçaltı tanımı kadar Jung,  ortaya attığı Anima ve Animus kavramları ile de dikkatleri üzerinde toplayacaktır. Jung’a göre anima erkeklerin kolektif bilinçaltında oluşan dişiliği, animus ise dişilerin kolektif bilinçaltında boy gösteren erkeksi varlığı ifade eder. Değerli düşünürün ses getiren en önemli eserlerinden biri de 1952 yılında yayınlanan Synchronicity – Eşzamanlılık adlı bilimsel çalışmasıdır.

“Ben başıma gelen şeylerin toplamı değilim, ben olmayı seçtiğim şeyim.”

Jung’un özel yaşantısını, evdeki çalışma ortamını, zihninde bir türlü cevabını bulamadığı soruları, dehasını konu alan kapsamlı bir biyografi Prof. Arthur I. Miller tarafından 2010 yılında kaleme alınmış, 137 Jung, Pauli, and the Pursuit of a Scientific Obsession adıyla ilk olarak Amerika’da yayınlanmıştır.

Kuantum Fiziği çevrelerinin yakından tanıdığı, parlak zekâsı ve sorgulayıcılığı Einstein ile eş tutulan, 1945 Nobel Fizik Ödülü sahibi çılgın bir adam olan Wolfgang Pauli ile Psikoloji dünyasının gelmiş geçmiş en büyük dehalarından Carl Gustav Jung’un yirmi yıla yakın bir süre simya, mistisizm, Kabala gibi kavramların peşinde nasıl birlikte koştukları bu kitapta tüm ayrıntıları ile anlatılır.

“Bana aklı başında bir adam gösterin, onu sizin için tedavi edeyim.”

Neredeyse tüm hayatını Küssnach adında küçük bir kasabada, Zürih gölüne bakan muhkem bir taş binada ailesi ile birlikte geçiren Jung, 1955 yılında eşi Emma öldükten sonra daha önce inşasına başladığı taş kuleyi bitirecek ve vaktinin çoğunu artık o kuleden göle bakarak, pipo içerek ve düşünerek geçirecektir.

Sosyal yaşamdan, kalabalıklardan pek hoşlanmayan Jung, son bir kez etrafındakilere seslenip “Bu gece şöyle güzel bir kırmızı şarap içelim”  dedikten az sonra hayatı boyunca şifresine çözmeye çalıştığı bir başka gizemi, öteki dünya gerçeğini keşfetmek üzere uzun bir yolculuğa çıkar.

Yaşamın ve evrenin şifresini hayatı boyunca özel rakamların kombinasyonlarında aramış bir bilgenin altıncı ayın yirmi altıncı günü doğduktan tam seksen altı yıl sonra altıncı ayın altıncı günü ölmüş olması yalnızca bir tesadüf müdür acaba?

Hasan Saraç – edebiyathaber.net (06 Mart 2012)

KAYNAKÇA

  • ^ C.G. Jung. Psychological Types. Princeton University Press, 1971. ss. 136–147.
  • ^ Stepp, G. "People: Who Needs Them". Vision Journal. 17 Mayıs 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 19 Aralık 2011.
  • ^ Arild, Sigurd (19 Nisan 2014). "5 Basic Facts about Jung and Types". CelebrityTypes. CelebrityTypes International. ss. 1. 20 Mayıs 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 9 Haziran 2015.
  • ^ "Anima and animus"". 10 Aralık 2015 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Ağustos 2015.
  • ^ "Collective unconscious". Erişim tarihi: 5 Ağustos 2015.
  • ^ a b Jung's Individuation process Erişim tarihi: 2009-2-20
  • ^ Jung, C. G. (1962). Symbols of Transformation: An Analysis of the Prelude to a Case of Schizophrenia (Vol. 2, R. F. C. Hull, Trans.). New York: Harper & Brothers.
  • ^ Jolande Székács Jacobi, Masks of the Soul. William B. Eerdmans Publishing Company, 1977; Robert H. Hopcke, Persona. Berkeley: Shambhala Publications, 1995.
  • ^ Carl Gustav Jung", The Relations between the Ego and the Unconscious", in: Joseph Campbell (ed.), The Portable Jung. New York: Viking Press, 1971, p. 106.
  • ^ Carl Gustav Jung, Two Essays on Analytical Psychology. Princeton, NJ: Princeton University Press, 2nd ed. 1977, p. 157.
  • ^ Carl Jung Erişim tarihi: 2009-3-7
  • ^ Aniela Jaffe, foreword to Memories, Dreams, Reflections
  • ^ Dunne, Clare (2002). "Prelude". Carl Jung: Wounded Healer of the Soul: An Illustrated Biography. Continuum International Publishing Group. s. 3. ISBN 978-0-8264-6307-4.
  • ^ Frick, Eckhard; Lautenschlager, Bruno (2007). Auf Unendliches bezogen - Spirituelle Entdeckungen bei C. G. Jung. Munich: Koesel. s. 204. ISBN 978-3-466-36780-1.
  • ^ Crowley, Vivianne (2000). Jung: A Journey of Transformation: Exploring His Life and Experiencing His Ideas. Wheaton Illinois: Quest Books. ISBN 978-0-8356-0782-7.
  • ^ Andrew Reid Fuller, "Psychology and Religion: Eight Points of View", 2002, p. 111
  • ^ Wulff 1991, s. 411-466.
  • ^ Haggbloom, Steven J.; et al., Renee; Warnick, Jason E.; Jones, Vinessa K.; Yarbrough, Gary L.; Russell, Tenea M.; Borecky, Chris M.; McGahhey, Reagan ve diğ. (2002). "The 100 most eminent psychologists of the 20th century". Review of General Psychology 6 (2): 139–152. DOI:10.1037/1089-2680.6.2.139.
  • ^ Jung, C. G. (1977). Psychology and the Occult (p. 130). Princeton University Press.
  • ^ Hasan Saraç – edebiyathaber.net (06 Mart 2012)
Güncelleme Tarihi: 06 Mayıs 2018, 23:44

YORUM EKLE