Rafa Gelene Kadar 1.90 Lira Ama Satışı 99 Kuruş !

Geçen yıl yasa çıktı, meyve-sebzede satış fiyatının yanı sıra alış fiyatını da yazmak zorunlu hale geldi. Bazı marketler bu kurala hiç uymuyor alış fiyatlarını açıklamıyor. Bazısı ise alış fiyatı dışında, mağazacılık gideri, vergiler, işçi maliyeti gibi kalemleri de meyve-sebze künyelerine girdi.

Rafa Gelene Kadar 1.90 Lira Ama Satışı 99 Kuruş !

Eminim bir süredir sizin de dikkatinizi çekiyordur. Marketler meyve-sebzelerin satış fiyatlarının yanı sıra artık alış fiyatını da açıklıyor.Bu aslında bir zorunluluk. Eylül 2016’da Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren tebliğe göre, meyve-sebzenin satış fiyatının yanında yer alan künyelerde alış fiyatının da yazılması zorunlu.Bu uygulamada, amacın vatandaşın satın aldığı ürünün market tarafından kaça alındığını bilmesi, fahiş kârla ürün satışının engellenmesi olarak açıklanmıştı.

SAHADAKİ GARİPLİKLER

İşte tam bu noktada, sahada bazı gariplikler yaşanıyor. Öncelikle belirtelim, marketlerin bir bölümü uygulamayı hayata geçirmiş. Özellikle de büyük markalı marketlerde satış fiyatının yanı sıra aldığınız meyve-sebzenin alış fiyatı afişe ediliyor. Bununla da kalmayıp ürünün nereden geldiği, hangi tarihte hangi bahçeden üretildiği gibi bilgileri eksiksiz paylaşıyorlar.Ancak marketlerin bir bölümünün özellikle de kıyı da köşede yer alanların bu uygulamayı dikkate almadığı görülüyor. Onlar klasik yöntemle etiket üzerine ispirtolu kalemlerle satış fiyatını yazmakla yetiniyorlar. Hatta ilginçtir, konuştuğumuz market çalışanlarının böyle bir kural olduğundan bile haberi yok. Bu konuda denetim yapılması gerektiği ortada. Bir kural varsa, hele de vatandaşı bilgilendirmek için uygulanması isteniyorsa istisnasız herkesin uyması gerekir.

Kurala uyan uymayan bir tarafa uygulamayı hayata geçirenler arasında da ilginç bir tartışma yaşanıyor. Deyim yerindeyse perakende dünyasında bir künye mücadelesi var. Gelin detaylarına bakalım...Bazı marketlerde künyede olması gereken tüm bilgiler eksiksiz yazılmış yazılmasına da zorunlu olmayan fazladan bilgiler de paylaşılmış. 

KÜNYEDE NELER VAR

Vergiler, işleme/sevk giderleri, mağazacılık giderleri gibi masraflar kalem kalem künyeye girmiş. Sonuçta ortaya bir maliyet çıkmış. Bu marketler demek istiyor ki, “Madem vatandaşı bilgilendirmemiz isteniyor. Sadece alış fiyatını yazmamız bize haksızlık. İş tarladan ürünü almakla kalmıyor. Bu ürünü kentlere, İstanbul, Ankara gibi metropollere taşıması da var. Nakliyesi, işçiliği, vergisi, elektriği bu mağazanın görülen görülmeyen dünya kadar masrafı var. Siz sadece alış ile satış fiyatını kıyaslarsanız, bize haksızlık edersiniz. Buyurun kalem kalem maliyetimizi öyle yapın kıyaslamanızı.” Haksızlar mı? Elbette değiller.Ama bilgilensin dediğimiz vatandaşın kafası iyice karışmış durumda.Domatesten zencefile, patlıcandan elmaya birçok ürünün en mahrem bilgilerine sahibiz artık. Örneğin geçtiğimiz hafta bir markette 1 kilogram kuru soğanın alış fiyatı 80 kuruş, vergileri 11 kuruş, işleme giderleri 10 kuruş, mağazacılık giderleri 89 kuruştu. Yani bu market 1 kilogram kuru soğanı 1.90 TL’ye mal etmişti. Açıkladığı satış fiyatı ise 0.99 liraydı. Yani 99 kuruş! Dikkat edin, market sattığı her 1 kilo soğandan 91 kuruş zarar ettiğini cümle aleme duyuruyordu. İyi de neden?

KARMAŞANIN NEDENİ

Bu konudaki karışıklığın nedenini biz de söz konusu marketin şube müdürüne sorduk ve şöyle bir cevap aldık: “Piyasa da çok fazla rekabet var. Çok fazla market ve satış noktası meyve-sebze satışı gerçekleştiriyor. Maliyetin altında satış yapmazsak müşteri kaybederiz.”Sadece alış fiyatını yazan diğer marketlerin yöneticileri ise künyelerdeki maliyetlerin şişirip şişirilmediğini denetleme şansı bulunmadığını belirtip itiraz ediyorlar. Zararına satış algısı yaratılıp bunun bir nevi promosyon gibi kullanıldığını öne sürüyorlar. Kim haklı? Eldeki bilgilerle bakıp, hesap kitap yapıp karar vermemiz çok zor. Ancak kesin olan bir şey var. Bu uygulamadaki farklılıklar vatandaşın kafasını daha da karıştırmış durumda. Sanırım kuralları daha da netleştirmek ve herkesin uymasını sağlamak şart.

Marketler zarar ediyor

GIDA Perakendecileri Derneği Başkanı Nihat Özdemir de, Eylül 2016’da yaptığı açıklamada konu hakkında şunları söylemişti: “Örneğin malı direk Antalya’da çiftçiden alan ile halden alan arasında fiyat farkı var. Antalya’da çiftçiden 50 kuruşa alıyorsun. İstanbul’da halden 2 liraya alıyorsun. Perakende noktasında her iki firmada 4 liraya satıyor. Eğer bu alış fiyatları yazılacaksa tüketici ile karşı karşıya bırakılırız. Çünkü alış fiyatı ile iş bitmiyor. Enerji, malın nakliyesi, çalışan masrafı, dükkan kirası, yaş-meyve sebze de verilen fireler gibi bir çok ek maliyet var. Sürekli yaş meyve-sebzede perakendecilerin çok yüksek fiyata satış yaptığı konuşuluyor. Ama hiçbir market yaş meyve-sebzeden kâr etmiyor. Aksine zarar yazılıyor.”

Hayat sigortasına vade önerisi

BU köşeyi takip edenler hatırlayacaktır. Geçtiğimiz hafta banka kredisi alırken bize sunulan hayat sigortasını ele almıştım. Hayat sigortalarının zorunlu olmadığını, bankalar tarafından bir teminat olarak görüldüğünü, yaptırılacaksa bile sigorta şirketini seçmekte özgür olduğumuzu yazmıştım. Hayat sigortalarının geride kalanlara borç yükü bırakılmaması için büyük önem taşıdığına, ancak kredi bağlantılı sigortaların daha şeffaf olması gerektiğine dikkat çekmiştim. 

Bankalar Birliği Genel Sekreteri Ekrem Keskin de geçtiğimiz hafta konuyla ilgili bir açıklama gönderdi.

Keskin’in açıklamasında çok önemli ayrıntılar var. Satır başlarıyla paylaşıyorum:

* İlgili mevzuat kapsamında kredi kuruluşları, müşterilerinin veya bunların mirasçılarının kredi borcunu ifa etme gücünü kaybetmesi veya ortaya çıkacak çeşitli riskler nedeniyle uğranılacak maddi zararların telafisi amacıyla, kredi-teminat ilişkisi çerçevesinde, risk azaltım teknikleri dahilinde borçludan sigorta yaptırmasını talep edebilmekte ve acentesi olunan sigorta şirketlerinin hayat sigortası ürününü teklif mahiyetinde önerebilmektedir. 

* Buna ek olarak zaman zaman sigorta ürünlerine ilişkin avantajlı kampanyalar organize edilerek penetrasyonun artırılmasına da hizmet etmektedir. Her durumda sigorta poliçeleri kamu otoritesi tarafından belirlenen bilgilendirme ve onay esasların uygun olarak düzenlenmektedir. 

* Sigortalının sigorta şirketini seçme hakkının banka tarafından kısıtlanamayacağı yasalarla sabittir.

BANKA KREDİSİNDE ‘HAYAT’İ MESELE

* Elementer branştaki sigortalar sigortalanan malın değeri nispetinde ve genel olarak 1 yıl süreli düzenlenirken, hayat sigortaları ilgili mevzuat çerçevesinde kredi vadesi ve tutarı ile uyumlu olarak ve teminatı kredi borcundaki düşüş paralelinde azalacak şekilde maliyet avantajı ile düzenlenmektedir. 

* Uygulamada yaşanan sorunun ana kaynağı sigortanın devamlılığıdır. Müşterinin kredinin vadesi boyunca sigorta yaptırması ve bunun bankalar tarafından kolaylıkla izleniyor olması sorunun çözümüne destek olacaktır. Sigortanın sürekli olmadığı durumlarda kredi kullandıranın müşteri adına sigortayı yaptırıp, masraflarını müşteriden tahsil etmesi de çözüme katkı sağlayacaktır. 

* Uygulamada sigorta talep etmediği için hayat sigortası yapılmamış, daha sonra vefat etmiş müşterilerin mirasçıları tarafından niye niçin sigorta yaptırılmadığı gerekçesi ile davalar açılmaktadır. 30 yaşında bir kişi için 10.000 TL tutarlı ve 36 ay vadeli kredi için ortalama prim tutarı 120 TL seviyesindedir.

* Bu minvalde en doğusu sigortanın bir masraf kalemi değil geleceğe yönelik bir yatırım olduğunun ve bankalardan ziyade sigortalıları koruduğunun dikkate alınmasıdır. 

* Gelecek hem riskler hem fırsatlarla doludur. Riskleri iyi yönetmek için katlanılacak düşük masraflar fırsatları daha iyi değerlendirmenize yardımcı olur. Tüketiciyi korumak istiyorsak gelecek risklere karşı sigorta yaptırmanın faydalarını daha iyi anlatmalıyız.

Güncelleme Tarihi: 21 Ocak 2017, 10:23

YORUM EKLE