Şehir İsimleri Nereden Geliyor?

Yaşadığınız şehrin adının anlamının nereden geldiğini biliyor musunuz? İşte il il şehir isimleri...

Şehir İsimleri Nereden Geliyor?

Yaşadığımız toplumda kişiler yaşadıkları şehrin isminin nereden geldiğini ve de anlamını oldukça merak etmektedir. Yaşanılan şehrin dışında çoğu kişi, diğer şehir isimlerinin de kökenlerinin ne olduğunu merak ederler. Bu anlamda, aşağıda verilen bilgiler çeşitli rivayetlere, inanışlara, efsanelere, söylentilere ve de varsayımlara göre şekillenmiştir.
 
Bunun yanı sıra, kökeninin ve anlamının ne olduğu kesinleşen şehirler 'İL Kültür Bakanlıkların'dan alınarak tam olarak verilmiştir. Fakat şu'an çoğu şehrin ismi hakkında kesin bir bilgi olmadığı için bilgiler söylenti, efsane, inanış, varsayım ve de rivayetlere göre özet olarak verilmiştir. Diğer kesinleşmeyen Şehirlerin Kültür ve Tarihçelerini 'İL Kültür Bakanlıkların'dan aldığımız anda o il'ler de güncellenecektir.
*ADANA: Türkiye Cumhuriyeti'ne bağlı Güney-Orta Anadolu'da bulunan aynı adlı ilin merkez şehridir. TÜİK'in 2013 verilerine göre, 2.149.260 kişi ile Türkiye'nin nüfus bakımından en büyük 6. şehridir. İlin idarî merkezi, sakinlerinin %76'sına ev sahipliği yapan Adana şehridir. İl, coğrafi ve ekonomik olarak Mersin, Osmaniye ve Hatay ile beraber Çukurova'nın bir parçasıdır.
 
Adana'nın Tarihçesi
 
Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin deltasında verimli sulak arazide kurulu Adana'nın tarihi, coğrafi konumu nedeni ile M.Ö. 6000 yıllarına dek uzanmaktadır. Adana, Antik Kilikya Bölgesi'nin en önemli şehirlerinden birisidir. Hititler'den Osmanlı'ya, gelmiş geçmiş birçok medeniyetlerin beşiğidir. Yaygın görüşe göre Adana, adını Yunan mitolojisine göre Gök tanrısı Uranus'un oğlu Adanus 'dan almıştır. Ancak bu konuda başka muhtelif görüşler de ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre Adana'ya ait en eski yazılı kayıtlara ilk defa, Anadolu yarımadasının en köklü uygarlıklarından biri olan Hititlerin kaya kitabelerinde rastlanmaktadır. Boğazköy metinleri olarak bilinen M.Ö. 1650 yıllara tarihlenen bir Hitit tabletinde, Adana havalisinden Uru Adania yani Adana bölgesi olarak bahsedilmektedir. Bu konuda sadece bu tablet dikkate alınacak olsa bile Adana isminin en az 3640 yıllık bir geçmişi vardır. Bir başka rivayete göre eski çağlarda Seyhan nehri kıyılarının bol miktarda söğüt ağacı ile kaplı olması ve bu ağacın Mezopotamya kavimlerince And ağacı olarak tanınması da kente Adana isminin verilmesinde etkili olmuştur. Yine başka bir görüşe göre, ormanlık yörelerde yaşadığına inanılan Fırtına tanrısı Adad (Tesup) adının, ormanları bol Toroslar ile Seyhan nehri bölgesinin oluşturduğu Adana yöresine isim olarak verilmiş olduğuna inanılmaktadır. Fenikeliler de bölgeye efendi anlamına gelen tarım ve bitki tanrısı Adonis'in adını vermişlerdir.
 
Tarihi araştırmalardan elde edilen bilgilere göre, Adana, Yontma Taş Devri'nden bu yana yerleşim yeri olmuştur. Kilikya'nın en eski yerleşim merkezlerinden biri Tepebağ Höyüğü ilk çağlardan kalmadır. Höyükte rastlanan surlarla çevrili kent çekirdeği burada Neolitik çağda yaşayan kent dönemine ışık tutmaktadır.
 
Kilikya yöresinde yapılan arkeolojik araştırmalar neticesinde on değişik uygarlık ile devlet, krallık, beylik ve padişahlık gibi çok çeşitli siyasi güçlerin ortaya çıktığı görülmüştür. Kilikya'yı egemenlikleri altına alan medeniyetler şu şekilde sıralanabilir: Luvi Krallığı, Kizzuvatna Krallığı, Hitit Krallığı, Kue (Ove) Krallığı, geç Hitit Krallığı, Asur Krallığı, Syennesis Krallığı, Pers İmparatorluğu, Helenistik Dönem, Selevkos Krallığı, Otonom Dönem, Roma İmparatorluğu, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Ramazanoğlu Beyliği ve Osmanlı İmparatorluğu.
 
Orta Çağ'da da Adana eski önemini korumaya devam etmiş, bu durum İpek Yolu'nun buradan geçmesiyle daha da artmıştır. Bu dönemde buraya egemen olan uygarlıklar ise bunlardır: Doğu Roma İmparatorluğu devri (395 - 638), Selçuklular Devri (1071 - 1097). Bu dönemde çeşitli uygarlıklar Kilikya bölgesine egemen olmak için savaşlar yapmışlardır.
 
Yakın Geçmiş
I. Dünya Savaşı'ndan sonra Adana ve çevresi Fransa tarafından işgal edildi. Mustafa Kemal Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı esnasında gösterdiği diplomatik başarı sonucu yapılan 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ile Fransa, Adana ve çevresinden çekilmek zorunda kaldı. (5 Ocak 1922)
 
II. Dünya Savaşı sırasında (30 Ocak 1943) İngiltere Başbakanı Winston Churchill ve İsmet İnönü, Adana'ya 23 kilometre uzaklıktaki Yenice'de biraraya gelmiştir. Toplantıda Churchill, Türkiye'nin müttefikler yanında II. Dünya Savaşı'na katılmasını istemiş, ancak İnönü bunu reddetmiştir. Tarihte bu zirve Adana Buluşması olarak bilinir.
 
1955 yılında Demokrat Parti hükümetinin ABD ile yaptığı anlaşma gereği olarak, Adana'nın 10 km doğusundaki İncirlik beldesinde NATO Hava Üssü kuruldu. Soğuk savaş yıllarında, 1991 I. Körfez Savaşı'nda ve 2003 II. Körfez Savaşı'nda etkin olarak kullanılmıştır.
 
1956 yılında Seyhan Barajı ve Hidroelektrik Santrali hizmete açıldı.
 
1998 yılında 6.2 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. Ceyhan Depremi olarak bilinen depremde çoğu Ceyhan'da olmak üzere toplam 145 kişi hayatını kaybetti.
 
Kronoloji
Luvi Krallığı (1900 İ.Ö. ), Arzava Krallığı (1500-1333 İ.Ö.), Hitit İmparatorluğu (1900-1200 İ.Ö.), Asurlular (713-663 BC), Pers İmparatorluğu (550-333 İ.Ö.), Helen Antik Yunan Uygarlığı (333-323 İ.Ö.), Selevkos İmparatorluğu (312-133 İ.Ö.), Kilikya Prensliği (178-112 İ.Ö.), Romalılar (112 İ.Ö.-395 İ.S.), Bizans İmparatorluğu(395-638; 964-1071), Abbasîler, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Memlûkler, Ramazanoğlu Beyliği, Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti.
 
*ADIYAMAN: Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan bir ilidir. İdari merkezi Adıyaman şehridir.
 
Adıyaman’ın Tarihçesi
Adıyaman, tarihin bilinen en eski yerleşim yerlerinden biridir. Adıyaman Palanlı Mağarasında yapılan incelemelerde kent tarihinin M.Ö. 40.000 yıllarına kadar uzandığı anlaşılmıştır.
 
Yine Samsat-Şehremuz Tepe'deki tarihi bulgulardan M.ö. 7.OOO yılına kadar Paleolitik, M.O. 5.000 yıllarına kadar Neolitik, M.Ö. 3.OOO yıllarına kadar Kalkolitik ve M.O. 3.0OO-1.200 yıllan arasında da Tunç Çağı dönemlerinin yaşandığı anlaşılmıştır. Bu dönemde bölge Hititlerle Mitannilar arasında el değiştirmiş ve Hitit Devletinin yıkılmasıyla (M.Ö. 1.200) karanlık bir dönem başlamıştır. M.Ö. 1.2OO'den Frig Devletinin kuruluşu olan M.Ö. 750 yıllan arası dönemle ilgili olarak yazılı kaynağa rastlanmamıştır. Ancak; bu dönemde yöre, Asur etkisine girmeye başladığından, Samsat'ta bulunan Asur  mühürleri ve Kahta Eskitaş Köyünde bulunan Hitit Hiyeroglifi ile yazılmış kitabeler, Anadolu'daki tarihi silsilenin Adıyaman'da da aynen devam ettiğini, göstermektedir. Bu dönemde Adıyaman ve çevresinde Hitit Devletinin yıkılmasıyla ortaya çıkan Geç Hitit şehir devletlerinden biri olan Kummuh Devleti hüküm sürmüştür.
 
M.Ö. 9OO-70O yılları arasında yöre Asur etkisinde kalmakla birlikte, Asurlular tam olarak egemen olamazlar. 6. yüzyılın başlarından itibaren yöreye Persler hakim olur ve yöre Satrap'lar (Valiler) eliyle yönetilir. M.Ö. 334 yılında Makedonya Kralı Büyük iskender'in Anadolu'ya girmesiyle Pers'ler hakimiyetini kaybetmiş ve M.Ö. 1. yüzyıla kadar yörede Makedonyalı Selev-kos'lar hüküm sürmüştür. Selev-kos'ların gücünün zayıfladığı sıralarda, Kral Mithradetes l Kallinikos Kommagene Krallığının bağımsızlığını ilan etmiştir (M.Ö. 69).
 
Başkenti Samosota (Samsat) olan Kommagene Krallığı, egemenliğini M.S. 72'ye kadar sürdürmüş, bu tarihte yöre Roma İmparatorluğunun eline geçmiş ve Adıyaman Roma İmparatorluğunun Syria (Suriye) Eyaletine, 6. Lejyon olarak bağlanmıştır. Roma İmparatorluğunun 395 yılında Batı ve Doğu Roma olarak ayrılmasıyla, Adıyaman Doğu Roma İmparatorluğuna katılmıştır. 643 yılından itibaren bölgeye İslam akınları başlamakla birlikte İslam hakimiyeti ancak 670 yılında Emevi'lerle kurulabilmiştir. 758 yılında ise, II, Abbasi komutanlarından Mansur Ibn-i Cavene'nin hakimiyetine girer. 926 yılına kadar Abbasi hakimiyetinden sona Hamdanüerin egemenliği başlar. 958 yılında yöre yeniden Bizanslıların eline geçer.
 
1114-1181 yıllan arası yöreye Türk akınları olur. 1204-1298 yılları arasında Samsat ve yöresini Anadolu Selçukluları ele geçirir. 1230 ve 1250 yıllarında Moğol saldırılan yaşanır. 1298'de yöre ve bölge Memlüklerin eline geçer. 1393 yılında Adıyaman bu kez de Timurlenk tarafından yağmalanır.
 
Büyük bir istikrarsızlığın olduğu Orta Çağ boyunca Adıyaman Bizans, Emevi, Abbasi, Anadolu Selçukluları, Dulkadiroğullan arasında el değiştirmiş ve nihayet Yavuz Sultan Selim'in İran seferi sırasında 1516 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı topraklarına katılan Adıyaman, başlangıçta merkezi Samsat'ta bulunan bir Sancakla Maraş Beylerbeyliğine bağlıyken, Tanzimat’tan sonra bir kaza olarak Malatya'ya bağlanmıştır.
 
Cumhuriyetin kuruluşundan 1954 yılına kadar eski idari yapısı korunarak Malatya'ya bağlı kaza konumunda olan Adıyaman 1 Aralık 1954 tarihinde 6418 sayılı Kanunla Malatya'dan ayrılarak müstakil il haline gelmiştir.
 
Adıyaman Kronolojisi
M.Ö. 40000- M.Ö. 7000 Paleolitik
M.Ö. 7000 - M.Ö. 5000 Neolitik
M.Ö. 5000 - M.Ö. 3000 Kalkolitik
M.Ö. 3000 - M.Ö. 1200 Hititler
M.Ö. 1200 - M.Ö. 750 Asurlular
M.Ö. 750 - M.Ö. 600 Frigler
M.Ö. 600-M.Ö. 334 Persler
M.Ö. 334-M.Ö. 69 Makedonlar
M.Ö. 69-M.S. 72 Kommagene Krallığı
72-395 Roma İmparatorluğu
395-670 Doğu Roma (Bizans)
670-758 Emeviler
758 - 926 Abbasiler
926- 958 Hamdaniler
958 –1114 Bizanslılar
1114 –1204 Eyyubiler
1204 –1298 Anadolu Selçuklular
1298 –1516 Memluklular
1516 –1923 Osmanlı İmparatorluğu
 
Adıyaman'ın Tarihsel Gelişimi
Adıyaman ve çevresinde yapılan arkeolojik kazılar ve yüzey araştırmaları sonucu buranın tarihinin Paleolitik döneme kadar uzandığını göstermiştir.
İnsanlık aleminin Toplayıcılık ve Avcılık Dönemi adını verdiği kültür evresinin de izlerini taşıyan, büyük medeniyetlere beşiklik eden Adıyaman, 100 yıldan bu yana dünya arkeologlarını meşgul eden bir araştırma alanı haline gelmiştir.
 
Yöredeki arkeolojik kazılarda bulunan Paleolitik (40.000) ve Neolitik dönemlere ait çakmak taşından yapılmış el baltaları, delici ve kazıcılar, obsidiyenden yapılmış ok uçları, pişmiş toprak parçaları; Kalkolitik döneme ait pişmiş topraklardan yapılmış kaplar ve objeler, Erken Tunç Çağına ait madeni eserler; Demir Çağına ve Helenistik döneme ait taş ve pişmiş topraktan eserler, Roma dönemine ait kandiller, çeşitli kaplar, heykeller ve taş eserler, Bizans dönemine ait küp ve diğer seramik çeşitleri; Abbasiler dönemine ait altın ziynet eşyaları, Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait sırlı seramikler, vazolar, cam eserler; mühürler, yüzükler ve bilezikler, insan ve hayvan figürleri gibi daha birçok arkeolojik eserler, Adıyaman ve çevresinin tarihi zenginliklerini ortaya koymaktadır.
Adıyaman ve çevresinin tarihi zenginliklerinin eskiden beri bilinmesi bölgenin son yüz yıllarda birçok yerli ve yabancı bilim adamları tarafından araştırılmasına neden olmuştur.
 
Eski Çağda Adıyaman
Coğrafi konum itibariyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi, güneyde Mezopotamya, doğuda İran, kuzeyde doğu Anadolu ve Kafkasya, batıda Orta Anadolu bozkırları arasında yer alan bir orta bölgedir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi yaylaları, sözü edilen bölgeler arasında binlerce yıl önce parlayıp sönen eski medeniyetlerin bir kavşak yeri olduğu için insanlık tarihi boyunca eşi az görülen medeniyetlere sahne olmuştur (ERZEN,Afif: Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tarih Anatolia and Urartions-Ankara 1984 s.7). 
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi Tarih öncesi çağlarda yaşayan insanların ihtiyaçlarını karşılayacak elverişli bütün özelliklere sahipti. Su kaynakları, doğal kaya sığınakları, çayır ve ormanlık alanları ile zengin av hayvanları insanları en eski çağlardan beri bu bölgeye çekmiş olmalıdır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki bu elverişli özellikler, avcılık ve toplayıcılıkla geçimlerini sürdüren insanlara çok olumlu yaşama ortamı sunmuştur. Bu ortam bölgede bir çok medeniyetin filizlenmesi sonucunu doğurmuştur. Adıyaman Bölgesindeki Eskiçağ Yerleşmeleri Paleolitik Yerleşmeler
Paleolitik kültürü meydana getirmiştir. Bu insanlar için avcılık kültürel gelişimin ilk devrelerinde en önemli aşamalardan biriydi. Bölgede bulunan bol miktardaki av hayvanı insanların düşüncesine ve sosyal yaşantısına yön veren etkenlerden biri olmuştur. Adıyaman-Malatya karayolu üzerinde bulunan PALANLI KAYAALTI SIĞINAĞI işte böyle bir paleolitik dönem yerleşmesidir.Adıyaman Samsat Şehramuz Tepesi ve Çevresi Yerleşmeleri’nde yine Paleolitik dönem kalıntıları bulunmaktadır. Bölgede ayrıca Kung Kıracı Tepesi, Ziyaret Tepesi ve Kemşak Tepesi gibi yerleşim yerleri de vardır.
 
Adıyaman yöresinde Neolitik, Kalkolitik ve Eski Tunç Dönemini yansıtan yerleşme yerlerinin başında, bugün Atatürk Barajı Göleti sahası içinde kalan Samsat (Samosata Höyüğü) gelmektedir. Ayrıca Kommegene Krallığı’nın başkentliğini yapmıştır. Keza Tille Höyük yörenin diğer önemli bir höyüğüdür.
 
Adıyaman, Helenistik ve Roma Dönemi eserleriyle ün yapmış bir ildir. Bu kalıntıların en önemlisi Karadut Köyü yakınındaki 2206 m yüksekliğinde Nemrut Dağı’nın üzerindedir. Toros Dağları ile Fırat Nehri arasındaki yöre, Helenistik ve Roma çağlarında Kommagene olarak adlandırılır.
 
Kommagene M.Ö. I. Yüz yıl başında Selevkosların hakimiyetine son veren iç savaşlar sırasında I. Mithradates Kallinikos tarafından bağımsız bir krallık olarak kurulmuştur. Antikçağ’ daki adı Nymphaios olan bugünkü Kahta Çayı üzerindeki Eski Kahta Köyünün yanında yer alan Arsameia kentinde, antik kentin kuruluşunu anlatan yazıtlara rastlanmıştır. Bu kentin 3 km güneybatısında Kahta Çayı’nın bir kolu olan Cendere Çayı’ndaki Septimus Severus  Köprüsü, sütunlar üzerindeki Latince  yazıtına göre Romalılar döneminde yaptırılmıştır.
 
Antitorosların bir uzantısı olan Nemrut Dağı’nın 2206 m yükseklikteki zirvesinde bugün herkes tarafından bilinen ve Geç Helenistik Devirden kalma tapınaksal mezar anıtı, yeryüzünün en değerli kültür varlıklarından biri olarak kabul edilmiştir. Bu anıt ve çevresi 1987 yılında UNESCO nezrindeki “İnsanlığın Kültür Mirası” listesine alınmış 1988 yılında da Türk Hükümeti tarafından Milli Park ilan edilmiştir.
Roma dönemi eserleri arasında kaya mezarları da bulunmaktadır. Adıyaman- Kahta İlçesi Eskitoz (Ancos) Köyünün doğusundaki Fırat vadisinde yamaç boyunca kalker kayalara oyulmuş pek çok mezar bulunmuştur. Ancak bunlar Atatürk Barajı suları altında kalmıştır.
 
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde özellikle Adıyaman ve Gaziantep yöresinde kurulmuş olan ilk devlet Kommagene (M.Ö.69-M.S.72) Krallığıdır. Bölgede Selevkos hakimiyetini İran’daki Parth’ların (M.Ö.240-85) hakimiyeti takip eder. Parthlar sınırlarını Fırat boylarına kadar genişleterek Diyarbakır’ı ellerine geçirirler. Ancak M.S.226 yıllarına kadar ellerinde tutabildiler (OKTAY Akşit,“Roma İmparatorluk Tarihi” İstanbul 1985).
 
Orta Çağda Adıyaman
Adıyaman ve çevresi M.S.395 yılından itibaren Doğu Roma İmparatorluğu’ nun (Bizans Devleti’nin) egemenliği altındayken İslam akımlarına maruz kalmıştır.
Hz. Ömer’in halifeliği döneminde (634-644) Adıyaman ve çevresi Müslüman Arapların eline geçmiştir. Aba Ubeyde, Halid Bin Velid, Sait Bin Ebi Vakkas ve İyaz Bin Ganm gibi tanınmış İslam komutanlarının katıldığı savaşlar sonucunda 638 yılında bu bölge İslam topraklarına katılmıştır.
 
Adıyaman ve çevresi bir süre Müslümanlarla Bizanslar arasında sınır bölgesi ve çekişme konusu olur. 670 yılında Emevi komutanlarından Mansur Bin Cavena Adıyaman’ı ele geçirir. Bu komutanın Adıyaman şehrinin ilk yerleşim alanı içinde kalan bugünkü Adıyaman Kalesini yaptırdığı rivayet olunur.
 
M.S. 758 yılında Abbasi halifesi Ebu Cafer Mansur tarafından Emevi egemenliğine son verilir. Böylece Adıyaman ve çevresine Abbasiler hakim olurlar.
M.S. 1066 yılında Selçuklu komutanlarından Gümüştekin, Adıyaman şehrini (Hısn-ı Mansur-u) ve çevresini ele geçirir; ancak iç karşılıktan dolayı geri çekilir. 1071 Malazgirt Muharebesi’ni izleyen 1082 yılında Hıns-ı Mansur (Adıyaman şehri), tekrar ele geçirilir ve Abbasi hakimiyeti sona erer. Selçukluların egemenliği altında kalan Adıyaman ve çevresi Haçlı Savaşları’nın etkisi altında kalarak geçici olarak el değiştirir. Adıyaman ve çevresi 1114-1204 tarihleri arasında Eyyubilerin kontrolü altına da girmiştir. Anadolu Selçukluların 1298 yılında Moğolların istilasına uğrar; iç karışıklık yaşanır. Bu durum 1339 tarihine kadar devam eder. 1339 tarihinde Adıyaman ve çevresi, Dulkadıroğulları Beyliği’nin kurulmasından bir süre sonra Dulkadıroğulları’ nın egemenliğine girer. 1398’ de Osmanlı Padişahı Yıldırım Beyazıt yöreyi ele geçirirse de Doğu Anadolu’ya egemen olan Timur tehlikesi nedeniyle geri çekilir. Sonuçta Adıyaman ve çevresi tekrar Dulkadıroğulları’nın eline geçer.
 
Yeni Çağda Adıyaman
1515 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun hükümdarı Yavuz Sultan Selim, İran seferi dönüşünde Dulkadiroğulları Beyliği’nin egemenliğine son vererek, Adıyaman ve çevresini topraklarına katar. Böylece Adıyaman’da Osmanlı İmparatorluğu dönemi başlamış olur.
Adıyaman ve çevresi Osmanlı yönetimine girdikten sonra, sınır boyu olmaktan çıkar. Bunun sonucu olarak savaş, baskın ve istila korkusundan kurtulur, huzura ve sükuna kavuşur. Osmanlı yönetiminin Türk aşiretlerini belli yörelerde oturmaya mecbur eden iskan (yerleşme) politikasından dolayı, Anadolu’nun diğer yerlerinde olduğu gibi bu yörede de zaman zaman isyanlar meydana gelir; ancak bu isyanlar bastırılır.
 
Adıyaman'ın İdari Tarihi
Dulkadiroğullarından Osmanlı İmparatorluğu’na geçen Adıyaman şehri, önce Kahramanmaraş (Zülkadriye) Eyaleti sınırları içinde yer alır. İlk yıllarda (1519-1530) Samsat sancağına bağlanır. 1531’ den sonra da Elbistan sancağına bağlanır. 1841 yılında Adıyaman şehrinin ilçe merkezi olduğunu görülür. Şehri, vali adına görev yapan bir memur yani kaymakam tarafından yönetilmeye başladığını görülür. Ancak tarihi belgelerde “Kaymakam”sözcüğüne rastlanmamıştır. 1849 yılında sancak haline getirilerek Diyarbakır’a bağlanmıştır. Bu tarihten itibaren Besni, Kahta ve Siverek ilçelerinin de Adıyaman sancağına bağlandığı görülür. 1859 yılında bu defa Malatya sancak olunca, Adıyaman tekrar ilçe haline dönüştürülür. Bu durum, Adıyaman’ın resmen il merkezi olduğu 01.12.1954 tarihine kadar devam eder.
Söz konusu yasayla Adıyaman il olmuştur. 22.06.1954 tarih ve 6414 sayılı yasa ile Kahta, Besni, Gerger ve Çelikhan ilçeleri ile birlikte 16 bucak da Adıyaman'a bağlanmıştır. Daha sonra 7035 sayılı kanunla 01.04.1958 tarihinde Gölbaşı, 01.04.1960 tarihinde Samsat, 09.05,1990 tarihinde 09.05.1990 tarihinde 1664 sayılı yasayla Tut ve 1991 yılında ise Sincik ilçe merkezine dönüştürülmüştür. Bugün Adıyaman’a bağlı 8 ilçe merkezi bulunmaktadır.
 
*AFYONKARAHİSAR: Afyonkarahisar topraklarında ilk insan topluluklarına ne zaman rastlandığını bilemiyoruz, ancak çevre illerde yapılan kazılar, Afyonkarahisar’da da tarih öncesi çağlarda yerleşme yerleri bulunacağını göstermektedir. 
 
M.Ö.3000 yıllarından itibaren yoğunlaşan, yerleşim yerleri bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi Kusura Höyük’tür., İlk kez madenin işlendiği ve Tunç’un kullanıldığı bu dönem, “Tunç Çağı” dır. Madenle birlikte, kullanıma ve ihtiyaca yönelik; taş, kil, kemik, tunç gibi maddelerden yapılan kap-kacak, kesici, vurucu, delici, perdahlayıcı, ip eğirme ve dokuma araçları; yaşam ve ölümle ilgili eşyalar bulunmuştur. Bu dönemler Kusura, Kaklık ve Karaoğlan kazıları ile oldukça iyi tanınmaktadır.
 
Şehir merkezinde volkanik özellikli dağlar arasında 226 m. yükseklikte, yalçın, yüksek ve konik bir tepe olan ve kale olarak adlandırılan yer, Hititlerden günümüze kadar insanların ilgisini çekmiş ve savunulmaya uygun olmasına karşın aşağı, orta ve yukarı sur olmak üzere üç kat surla çevrelenerek daha da savunulmaya elverişli konuma getirilmiştir. 
 
Bu özelliğinden dolayı Hititler; HAPANUVA, Romalılar ve Bizanslılar AKROİNON, Selçuklular, Beylikler ve Osmanlılar KARAHİSAR-ÎDEVLE, KARAHİSAR-Î SAHİP adını vermişlerdir.
 
Şehir merkezinde ve il sınırları içinde M.Ö. II.yüzyıldan günümüze kadar insanların geçim kaynağı olarak yetiştirilen, haşhaş bitkisinden elde edilen özsu anlamında ki OPIUM kelimesinin Afion olarak söylenmesinden dolayı Afyon adını almıştır.
 
Zamanla her ikisi birleştirilerek şehrimizin adı Afyonkarahisar olmuştur. İlk kez 17.yy.’daki mahkeme kayıtlarında bu adın verildiği bilinmektedir.
Bölge Frigya Kültürüyle bilindiği için Frig sonrasında, özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde Frigya sıcak sularından dolayı da FRİGYA SALUTARİS (Şifalı Frigya) olarak adlandırılmıştır.
 
*AĞRI: Ağrı, Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan bir ildir. Adını içinde bulunan Ağrı Dağı'ndan almıştır. 1834 yılında bucak, 1869 yılında ilçe olan Ağrı, 1927 yılında il olmuştur.
 
Orta Asya'dan gelen kavimlerin Anadolu'ya girişleri sırasında Ağrı, bir geçiş oluşturmuş, dolayısıyla birçok medeniyete sahne olmuştur. Ancak bu medeniyetler Ağrı'yı bir giriş kapısı olarak gördüklerinden burada çok köklü bir uygarlık oluşturamamışlardır.
 
Bölgede egemenlik kurdukları sanılan Hititler'in güçlerini yitirmeleri üzerine, MÖ 1340 - MÖ 1200 tarihleri arasında Hurriler bölgeye yerleşmişlerdir. Hurriler krallık merkezi olan Urfa'dan uzak olan Ağrı'yı ellerinde tutamamışlardır.
 
En köklü uygarlığı Urartular oluşturmuştur. Urartu'nun Van Gölü'nün kuzey ve kuzeydoğusundaki ülkeler üzerine, Kral İspuini döneminde (MÖ 825 - MÖ 810) seferlere başlamış, Kral Menua döneminde (MÖ 810 - MÖ 786) ise bu akınlar daha da ağırlık kazanmıştır. Kuzeye ve kuzeydoğuya giden yollar üzerinde inşa edilen kaleler, buraya yapılan seferlerin önceden planlandığını göstermektedir. Ağrı Dağı'nın yamaçlarında, Karakoyunlu ve Taşburun köylerinin arasında ele geçen bir Urartu yazıtı Kral Menua'nın bu bölgedeki egemenliğinin kesin kanıtıdır.
 
MÖ 712 yıllarında Kızılırmak boylarına kadar uzanan Kimmerler, Ağrı'da geçici de olsa bir hakimiyet kurmuşlardır. Medler (MÖ 708 - MÖ 555) Asur Devleti'nin yıkılması ile birlikte bir yayılma sürecine girmiş, bunun sonucu olarakta Ağrı ve çevresini topraklarına katmışlardır.
 
Medler'in yıkılması ile birlikte Persler; Büyük İskender'in Pers Kralı lll. Darius'u MÖ 331'de yenerek Anadolu'yu ele geçirdiği zamana kadar yaklaşık iki yüzyıl kadar bölgede yaşamışlardır. Büyük İskender'in ölümü üzerine oluşan boşluktan faydalanan Ermeniler ve Gürcüler bölgeyi ele geçirmişlerdir.
 
Murat Nehri ve Doğubeyazıt çevrelerine kısa sürede yerleşmişlerdir. Daha sonraları Arsaklılar ve Artaksıyaslı Krallığı, Ağrı ve çevresine hakim olmuştur.
 
Bölge, Halife Osman zamanında İslam orduları tarafından fethedilmiştir. 872 yılına değin Abbasiler'in kontrolü altında kalan Ağrı, daha sonra Bizans'ın kontrolüne geçmiştir.
 
1071 Malazgirt Muharebesi sonrası bölgeye Türk boyları gelmeye başlamıştır. Ağrı, yüzyıla yakın bir süre Sökmenli Devleti'nin sınırları içine girmiştir. 1027 - 1225 yılları arasında Ani Atabekleri, 1239'da Cengizliler, 1256 - 1358 yılları arasında İlhanlılar ve Celaliler Ağrı'da hüküm sürmüşlerdir. İlhanlılar bazen kurultaylarını Ağrı Dağı'nda yapmış, Anadolu ve İran'ı buradan yönetmişlerdir. 1393'te Moğol hakanı Aksak Timur, Ağrı bölgesini ele geçirmiştir. 1405 - 1468 tarihleri arasında Ağrı, Karakoyunlu toprakları içinde yer almış, Karakoyunlular yıkılınca Ağrı Akkoyunlular'ın egemenliğine geçmiştir. Ağrı, 1514'te yapılan Çaldıran Muharebesi sonrası Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır.
 
Osmanlı döneminde Şorbulak olarak anılan ilin adı, Ermeniler zamanında Karakilise olarak değiştirilmiştir. Kâzım Karabekir Paşa zamanında ise Karakilise ismi değiştirilerek Karaköse diye adlandırılmıştır.
 
Nuh Tufanı ile ilgisinden dolayı Tevrat'ta adı geçen Ararat Dağı ve ülkesinin, Ağrı ve çevresinin olduğu sanılması dolayısıyla Ağrı'ya batılılar tarafından Ararat da denilmektedir. 5165 m. yüksekliğiyle Türkiye'nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı da il sınırlarındadır.
 
*Aksaray: Selçuklu Sultanı İzzettin Kılıçlararslan bu şehre çok sayıda yapı yaptırmıştır. Şehir ise ismini, şehirde yaptırılmış olan büyük ve beyaz bir saraydan almıştır.
 
*AMASYA: Eskiçağda birçok Anadolu şehrinin kurucu (ktistes) tanrısı veya kahramanının olduğu bilinmektedir. Bu mitolojik kuruluş Amasya için de geçerlidir. Roma İmparatoru Septimius Severus (M.S. 193–211) dönemine ait bir Amasya sikkesi üzerinde yer alan ERMHC KTICAC THN POLIN yazıtından hareketle Hermes’in Amasya kentinin kurucu tanrısı olduğu kabul edilmektedir.
 
Bu kısa açıklamadan sonra Amasya adının tarihçesine gelecek olursak;
 
Hitit belgelerine göre Amasya’nın bilinen ilk adının Hakmiş [Khakm(p)is] olduğu sanılmaktadır. Bu isimin Perslerin Amasya’yı fethine kadar devam ettiği değerlendirilmektedir.
 
Amasya’nın Mithrites Krallığı Dönemi'ndeki adı “Amasseia” dır. Özellikle M. Ö. II. yüzyıldan itibaren darp edilen Amasya şehir sikkelerinde AMASSEİA ibaresi açıkça görülmektedir. Zaten coğrafyacı Strabon’da Amasya için Amaseia sözcüğünü kullanmaktadır.
 
Amaseia sözcüğü, “Ana” anlamına gelen ve özellikle “Ana Tanrıça” yı kasteden ‘Ama’ ve onun çeşitlemesi olan ‘Mâ’ ibaresi ile bağlantılıdır. Bundan hareketle denilebilir ki Amaseia “Ana Tanrıça Mâ’nın şehri” anlamına gelmektedir.
 
Ana Tanrıça Mâ, Perslerin Anadolu’yu fethinden sonra tapımı yaygınlaşan doğu kökenli bir tanrıçadır. Aynı zamanda bu tanrıça Mitridates ve Kapadokya’nın yerel tanrıçasıdır. Amaseia sözcüğü de Persler zamanındaki asıl söyleniş şeklinin Hellen ağzına uydurulmuş biçimidir.
 
Roma döneminde Amaseia adı fazla bir değişikliğe uğramadan AMACIAC (Amasia) olarak kullanılmıştır. Örneğin, İmparator Septımıus Severus, Caracalla ve Severus Alexander döneminde darp edilmiş Amasya şehir sikkelerinde AMACIAC adını görmekteyiz.
 
Bizans Devri'nde de Amasia adının değişmeden devam ettiği bilinmektedir.
 
*ANKARA: Bu şehrin ismine dair çok sayıda söylentiler mevcuttur. İslam kaynaklarına bakıldığında bu şehrin isminin Enguru şekilde geçtiği görülür. Ankara kelimesi bazı söylentilere göre , Farsça’da üzüm anlamındaki Engür kelimesinden, Yunanca’da koruk anlamında kullanılan Aguirada kelimesinden türemiştir. Frig dilinde ise Ank, engebeli arazi anlamında kullanılmıştır. Şehre, Ankyra, Ankura, Angur, Ankuria, Engürlü, Angare, Engürüye, Angera, Ancora ve de son olarak Ankara denilmiştir.
 
*Antalya: Şehir ilk olarak Bergama kralı olan Attalos kralı tarafından kurulmuş ve Attaleia ismiyle anılmıştır. Ardından ise Adalia, Antalia ve son olarak Antalia ismini almıştır.
 
*Ardahan: Bu isim, Gürcüce’de Ardana’dan gelmektedir.
 
*Artvin: Bu şehir İskitler tarafından kurulmuştur. Söylentilere göre isim, İskit kralının adıdır. Artvani, Artvini ve son olarak da Artvin kelimeleri kullanılmıştır.
 
*Aydın: Şehir Argoslar tarafından kurulmuştur. Şehre ismini ise Anadolu beylerinden birisi olan Aydınoğlu Mehmet Bey’den almıştır.
 
*Balıkesir: Söylentilere göre bu şehrin isminin eski hisar anlamında kullanılmakta olan Paleokastio kelimesinden türediğine inanılmaktadır.
 
*Bartın: Bu şehrin ismi Parthenios kelimesinden gelmektedir. Bu kelime Yunan Mitolojisinde sular tanrısı anlamına gelir.
 
*Batman: Bu şehrin isminin tam olarak nereden geldiği bilinememektedir. Bir görüşe göre Batman çayının adı 1950’li yıllarda İluh köyüne verilmiştir. İluh köyünün altında deneme kulesi kurulmuştur ve bu kule TPAO tesisleri bölgesine bakmaktadır. Bu bölgeye bakmaktan gelen Batman ismi bu şehre verilmiştir. Görüşler bu şekildedir.
 
*Bayburt: Mevcut kaynaklara göre bu şehrin ismi orta çağlarda Paypert veya Pepert olarak anılmıştır. Ardından Bayburt olarak değişmiştir.
 
*Bilecik: Bizanslılar döneminde bu şehirde Bilekoma adında bir kale bulunmaktaydı. Osman Bey bu bölgeyi alınca şehre Bilecik ismi verilmiştir.
 
*Bingöl: Bu bölgedeki göllerin sayısı oldukça fazla olduğu için bu isim şehre verilmiştir.
 
*Bitlis: Bu şehrin isim kaynağı konusunda çeşitli rivayetler bulunmaktadır. Kimi tarihçilerin görüşüne göre bu isim Pagiş veya Bageş kelimelerinden türemiştir. Diğer söylentiye göre ise, Büyük İskender’in komutanı olan Lis veya Badlis burada bir kale kurmuştur. Bitlis kelimesi ise bu komutanın isminden gelmektedir. Söylentiler bu şekildedir.
 
*Bolu: İlk olarak Bithynion, Roma döneminde Claudiopolis, Türklerin fethinden sonra ise polis adı bu bölgeye verilmiştir. Halk dilinde bu kelime değişmiş ve Bolu olmuştur.
 
*Burdur: Buranın ilk adı Askaniya’dır. Günümüzdeki ismini ise Burdur gölünden almıştır.
 
*Bursa: Eski dönemlerde Bu bölge Bitinya bölgesinin başkentidir. Şehir ismini ise Bitinya kralı olan Prusias’tan almıştır.
 
*Çanakkale: Bulunduğu konum itibariyle buradaki denizin şekli bir çanağı andırmaktadır. Günümüzdeki ismini buradan almıştır. Troya ismi de tarihte bu şehir için kullanılmıştır.
 
*Çankırı: Bu şehir ismini Gangra kalesinden almıştır.
 
*Çorum: Söylentilere göre bu isim Çoğurum kelimesinden gelir. Çoğurum kelimesi ise, bu bölgeden zamanında yaşayan Rumlardan gelmektedir.
 
*Denizli: Kelime Deniz-ili sözcüklerinin birleşmesinden oluşmuştur. İl, Eski Türkçe’de ise ülke anlamına gelir. Deniz ülkesi anlamında kullanılır. Rivayet bu şekildedir.
 
*Diyarbakır: Bu kelime bakır ülkesi anlamına gelir. Kaynağı ise Diyar-ı Bekir’dir. Bu ifade Bekir’in memleketi anlamındadır. Bu isim ise bir göçebe Arap boyu olan Bekir b. Va’il adlı boyun buraya yerleşmesidir. Dede Korkut hikayelerinde Amid’e Hamid ifadesi bu bölge için kullanılmıştır.
 
*Edirne: Bu şehri Roma döneminde imparator olan Hadrianus kurmuştur ve şehre Hadrianopolis ismi verilmiştir. Sonradan değişimlere uğramış ve Edirne kelimesi kullanılmaya başlanmıştır.
 
*Elazığ: 1862 yılında o dönemde padişah olan sultan Abdulaziz’in uğruna Mamuretülaziz ismi verilmiştir. Sonradan isim uzun bulunmuş ve Elaziz diye değişmiştir. 1937 yılında ise Elazığ olarak değiştirilmiştir.
 
*Erzincan: Buranın eski adı Eriza’dır. Günümüzdeki adını Erzincan ovasından alır.

*Erzurum: Bu şehrin ismi için çeşitli rivayetler bulunur. Erzurum, Ardı Rum kelimesinden gelmektedir. Bu da Rum Toprağı demektir. Diğer rivayete göre ise Selçuklular bu bölgeye Erzen-Rum yani Erzen darı demişlerdir.
 
*Eskişehir: Bu şehrin eski adı Doylaion’dur. Bu şehir 1080 yılında Türklerin, 1175 yılında Bizans’ın eline geçmiştir. Daha sonra ise Kılıçarslan burayı almış ve buraya bizim eski şehrimiz demiştir.
 
*Gaziantep: Şehrin eski adı Ayıntab’dır. Kelime anlamı ise pınarın gözü demektir. Bu kelime halk tarafından Antep olarak değiştirilmiştir. Gazi kelimesi ise Kurtuluş Savaşındaki destek ve başarıdan dolayı verilmiştir.
 
*Giresun: Bu şehre dair oldukça fazla söylentiler mevcuttur. Bazı kaynaklar bu şehrin eski adının Farnakia olduğunu söylerken, bazı kaynaklar ise Kerasus olduğunu söylemektedir.
 
*Gümüşhane: Bu bölgeden önceden gümüş madenleri fazlaymış ve bu nedenle bu isim verilmiştir.
 
*Hakkari: Bu kelimenin Kürtçe’den Türçe’ye geçtiği söylenmektedir. Kelimenin özü Kar-in dir ve de kelime Her ön ekini almıştır. Kar-in kelimesinin anlamı –ebilmektir. Bu kelime, insanların güç yitirebilme durumunu ifade eder. Bu nedenle de Hakkari hep güçlü anlamına gelir. Rivayet böyledir.
 
*Hatay: Bu şehre ismini Atatürk vermiştir. Avrupa, adı Hıtaylar olan yarı göçebe kabilelerin Çin’in kuzeyini işgal ettikleri için Çin’in kuzeyine Hıtay demişlerdir. Atatürk, Hıtaylıların Antakya bölgesine geldiğine inanıyordu ve bu nedenle bu şehre Hatay ismini vermiştir.
 
*Iğdır: Şehrin ismi, Oğuz Boylarından bir bey olan Iğdır Bey’den gelir. Anlamı ise, ulu, yiğit lider anlamındadır.
 
*Isparta: Mora yarımadasına Anadolu’nun batısına göç eden Ispartalılardan oldukça büyük topluluk gelmiştir. Kente de kendi topluluklarının ismini vermişlerdir.
 
*İstanbul: Şehri MÖ 658 de Megara kralı olan Byzas kurmuştur. Bu nedenle şehre Bizantion ismi verilmiş. Bizans döneminde Konstantin bu şehir için söylenmiştir. Araplar bu şehre Kostantiniye, Romalılar ise Konstantinopolis demişlerdir. Bu isim uzun görülmüş ve stin-polis olarak kısaltılmıştır. İstanbul bu ifadeden türemiştir. Türkler burayı fethedince İslambol ismi kullanılmış sonra İstanbul olarak değiştirilmiştir.
 
*İzmir: Kentin ilk adı “Smyrna’dır. İzmir sözcüğü smyrna’nın halk arasındaki kullanış şeklini ifade eder. Homeros destanlarında Smyra ismi Kıbrıs Kralı Kinyras’ın kızı Smyra’dan gelir. Bazı kaynaklara göre de şehri Hititler değil Amazonlar kurmuştur.
 
*Kahramanmaraş: İlk ismi Markasi’dir. Halk dilinde Maraş olarak değişim göstermiştir.
 
*Karabük: Bu şehre ismini Cumhuriyet döneminde 13 haneli olan Karabük Mahallesinin ismi verilmiştir.
 
*Kırıkkale: Bu kentin ismi Osmanlı arşivlerine göre Kırıkkal şeklindedir. Bizans’ın kale komutanı, akıncıların kaleye doğru hücum ettiğini öğrenir ve eğer mağlup gelinirse barut dolu fıçıların havaya uçurulmasını emreder. Bizans kale komutanı mağlup olur ve barut fıçıları her yeri yerle bir eder. Şehrin ismi şehirdeki kahramanlıkları ifade eder.
 
*KASTAMONU: Kastamonu'nun bilinen tarihi, Hitit İmparatorluğu ile başlar. Hititlerden sonra Frigya ve Lidya Krallıklarının egemen olduğu bu topraklar M.Ö. 4.yy'da Perslerin eline geçmiştir. M.Ö.4. yy'da Büyük İskender Anadolu Ile birlikte Kastamonu topraklarını da Makedonya'ya katmıştır. İskender'den sonra yöreyi ele geçiren Pontus Krallığı M.Ö. 1. yy'da Romalılar tarafından ortadan kaldırılmıştır. Uzun yıllar Roma İmparatorluğu sınırları içinde kalan Kastamonu M.S. 395 yılında İmparatorluğun bölünmesiyle bütün Anadolu gibi Bizans İmparatorluğuna katılmıştır.
 
Prehistorik çağlardan sonra havalinin (Paflagonya'nın) bilinen Sümerlerin en eski bir kolu olan Gaslar (Gaşka Türkleri)'dır. M.Ö. 2000-1300 yılları arasında hüküm süren Gaslar (Gaşkalar) devamlı olarak Mısırlılar, Suriyeliler ve Kaldelilerle siyasi, ticari ve kültürel münasebetlerde bulunmuşlar, Hititlerle de bazen savaşmış bazen dost olmuşlardır. Gaslar sert karakterli, cengaver kişiler olarak bilinmektedir.
 
Bugün Kastamonu ve çevresindeki illeri de içine alan ve Romalılar devrinde adına Paflagonya (Paphlagonia) denilen Gasların kurduğu şehirlerden bir tanesi de "Timonion" veya "Tumanna" dır. Bazı yazarlar Kastamonu adının kökeni konusunda; bu kelimenin "Gas" kelimesi Ile "Timoni" veya "Tumanna" kelimesinin (Gas ülkesi anlamında) birleşmesinden meydana geldiği görüşünü ileri sürmüşlerdir ki en akla yakın ihtimal budur. Fonetik yönden de bugünkü Kastamonu ismine yakındır. 
 
İkinci bir görüşe göre Romalılar devrinde Taşköprü'nün eyalet merkezi olduğu zamanlar Kastamonu küçük bir kasaba olup, Bizans devrinde ve özellikle Kommenler soyu zamanında gelişmeye başlamıştır. Bu soy zamanında buraya bir kale yapılmış ve Kommenlerin kalesi anlamında "Kastra Kommen" denilmiştir. Bu kelimenin zamanla "Kastamonu" şekline dönüştüğünü ileri sürenler olmuşsa da bunu belirleyen herhangi bir belge mevcut değildir.
 
Kastamonu'nun ilk defa Türklerin eline geçmesi Danişmentliler zamanında Ahmet Gazi'nin Oğlu Gümüş Tekin devrinde 1105 yılında gerçekleşmiştir. Yüzyıla yakın bir zaman Danişment idaresinde kalan şehir ve çevresi 15 yıl süre ile tekrar Bizanslılara geçmiş, 1213 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat'ın emriyle Selçuklu Kumandanı Hüsamettin Çobanbey tarafından zaptedilmiştir.
 
Moğollar tarafından bölgenin ikinci kez zaptına memur edilen Şemsettin Yaman Candar kumandasındaki ordu 1292 yılında Kastamonu'ya giderek Muzafferettin Yavlak Arslan birliğini bozguna uğratmış kendiside öldürülmüştür. Muzafferettin Yavlak Arslanın oğlu Mahmutbey, babasının intikamını almak için mücadeleye girmiş ve Şemsettin Yaman Candar'ı buradan batıya sürmeyi başarmıştır. Şemsettin Yaman Candar'ın ölümünden sonra Süleyman Paşa tarafından 1309 yılında Kastamonu yeniden zaptedilmiş, toprakları genişletilerek “Candaroğulları Beyliği”ni kurmuş ve Çobanlar hakimiyetine son vermiştir.
 
İsfendiyarbeyden sonra "İsfendiyaroğulları" adını da alan Kastamonu Beyliği 1460 yılında Osmanlı idaresine girinceye kadar önemli bir ilim ve kültür merkezi olmuş, bir çok ilim adamı yetiştirmiş, Osmanlılar zamanında da bu özelliğini devam ettirmiştir.
 
Kastamonu, Fatih Sultan Mehmet'in 1460 yılında Sinop'la birlikte bu şehri alarak Candaroğulları beyliğini ortadan kaldırmasından sonra Osmanlı devletine katılmıştır. Kastamonu Milli Mücadele sırasında lojistik destek açısından en güvenilir bölge olması nedeniyle büyük yarar sağlamıştır. Özellikle Ankara'ya İnebolu-Kastamonu yoluyla yiyecek, giyecek, para, cephane ve silah nakli yapılmıştır.
 
Cumhuriyetin ilanından sonra, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün "23-31 Ağustos 1925" tarihleri arasında Kastamonu'da yaptığı Kıyafet ve Şapka İnkılabı, Cumhuriyet döneminin önemli olayı olarak tarih sayfalarına geçmiştir. Bu süre "Kültür, tarih ve sanat haftası" ismini almıştır.
 
*Kırklareli: Bu isim, bu bölgeyi Türklere katan 40 savaşçıdan gelir. Bu savaşçılar deliler veya akıncılar olarak bilinirler ve bölgeyi fethederken öleceklerini bildikleri halde kaleyi ele geçirdikten sonra can vermişlerdir.
 
*Kırşehir: Tam kesin bir bilgi olmamakla birlikte şehrin isminin Kır ve şehir isimlerinden geldiğine inanılır.
 
*Kilis: Bu şehrin ismi Osmanlı kaynaklarında Kilis kalesi olarak geçmektedir. Bu kelimenin okunuşu aslında Kiristir. Fonetik açıdan Kilis kelimesine benzerlik gösterir. Bazı kaynaklarda Kiris kelimesinin efendi anlamına geldiği söylenir. İnanışa göre bölgeye 8. Yy da Türkmenler gelmiş ve Kirise Kilis diyerek şehrin ismi Kilis kalmıştır.
 
*Kocaeli: Bu bölgeyi Orhangazi döneminde Akçakoca adında bir komutan fethetmiştir. Bu komutandan dolayı Kocaeli denmiştir.
 
*Konya: Eski çağlarda Hıristiyan azizlerinden biri olan St. Paul bu bölgeyi ziyaret etmiş ve bölge önemli dinsel simge hakine gelmiştir. Bu yüzden buraya ikonyum denmiştir. Bu kelime İsa’nın tasviri anlamına gelir. Abbasiler döneminde kelime Kuniye, Türkler alınca da Konya olarak değiştirilmiştir.
 
*Kütahya: Frigler bu bölgeye Katiation ismini vermiştir. Daha sonra halk şehre Kütahya demeye başlamıştır.
 
*Malatya: Hititler döneminde Meliddu denen şehir, halk tarafından Malatya olarak değiştirilmiştir.
 
*Manisa: Kelime Yunanca Magnesya’dan gelir. Türkler döneminde Manisa olarak değişmiştir.
 
*Mardin: Rivayete göre Mardin kelimesi Süryanice’de Marde kelimesinden gelir. Romalılar Maride, Araplar ise Mardin demişlerdir.
 
*Mersin: Bu bölgenin yakınlarında eskiden Mersinli aşireti varmış. Bu aşiret Türkistan’dan gelerek buraya yerleşmiştir. Şehre ismini bu aşiret vermiştir.
 
*Muğla: İlk adı Mobolla’dır. Türkler buraya Muğla demiştir.
 
*Muş: Rivayete göre Süryanice’deki Muşa’dan gelir. Muşa bu dilde suyu bol demektir. Diğer rivayete göre ise şehrin kurucusu olan Muşet’ten Muş ismi gelir.
 
*Nevşehir: Burası 18. Yüzyıla kadar köydü ve adı da Muşkara’ydı. Damat İbrahim Paşa köyünü geliştirdi ve yeni şehir anlamında olan Nevşehir ismini buraya verdi.
 
*Niğde: İlk çağ döneminde bölgede Nagdoslular yaşamıştır ve şehre isimlerini vermişlerdir.
 
*Ordu: İlk adı Kotyora’dır. Halk tarafından isim değişikliğe uğramıştır.
 
*Osmaniye: Bu isim Arapça Otman’dan gelmektedir.
 
*Rize: Bu ismin, Kafkas bir kelime olduğu düşünülmektedir.
 
*Sakarya: Bu şehir ismini Sakarya nehrinden almıştır.
 
*Samsun: Şehrin eski adı Amisostur. Halk tarafından Samsun olarak değiştirilmiştir.
 
*Siirt: Bu ismin Keldani aslından geldiği ve anlamının da şehir olduğu rivayet edilmektedir.
 
*Sinop: Bu isim, Yunan mitolojisinde bir tanrıça olan Sinoppe’den gelmektedir.
 
*Sivas: Rivayete göre şehrin ilk ismi Sebaste’dir. Sebaste ismi ise, Pontus Kralının eşi olan Pitodoris tarafından verilmiştir. Bir diğer görüşe ise, Sivas ismi Sipas’tan gelmektedir. Sipas ise, üç göze anlamına gelir. Şehir ilk kurulduğunda şehirde üç su gözesi bulunduğu ama insanların kötü davranışlarından dolayı bu gözelerin kuruduğu söylenmektedir.
 
*Şanlıurfa: Şehrin eski adı Orhai ya da Orhoe’dir. Bu isim sonra Araplar tarafından ‘R’ye çevrilmiştir. Diğer söylenti ise, ‘R’ Kürtçe’den gelir ve bu dilde güneş demektir.
 
*Şırnak: İslam kaynaklarına göre Nuh’un gemisi bu bölgedeki Cudi dağına oturmuştur. Şehir ise Şehr-i Nuh adıyla kurulmuştur. İl olarak Şerneh denilmiştir.
 
*Tekirdağ: Bu isim, kıyı boyunca uzanmakta olan Tekirdağlarından gelmiştir.
 
*Tokat: Eski ismi Komana Pontika’dır. Halk arasında isim değişmiş ve Tokat olmuştur.
 
*Trabzon: Bu isim dört köşe anlamındaki Trapezus’tan gelmiştir.
 
*Tunceli: Bazı maden kaynaklarından dolayı Tunceli denmiştir. Anlamı ise, tunç ülkesi demektir.
 
*Uşak: Çocuk veya genç olarak halk dilinde söylenir. Aşık kelimesinden de geldiği söylenir.
 
*Van: Şehri Asur kraliçesi olan Semaramis kurmuştur. Bu nedenle şehre Şahmirankent denmiştir. Daha sonra ise bu şehre gelerek burayı bayındır hale getiren Van adındaki validen şehir ismini almıştır.
 
*Yalova: Bu şehrin isminin nereden geldiğiyle alakalı çok sayıda görüş vardır. Fakat bir görüş diğerlerinden ön plana çıkmaktadır. Buranın eski adı Yalakabad’’dır. Daha sonra burası Yali ovası olarak anılmıştır. Yali, Türkçe’ye Rumcadan yalı olarak geçmiş ve ova kelimesiyle birleştiği sanılır.
 
*Yozgat: Türkiye'nin İç Anadolu Bölgesinde yer alan bir ildir. Çekerek, Aydıncık ve Kadışehri ilçeleri ise Karadeniz Bölgesi'nde kalır.
 
İlin asıl adı "Bozok" olup, zamanla "Yozgat" olarak değiştirilmiştir. Oğuzların; "Bozok" koluna mensup Türkmenlerin bu bölgeye akınıyla birlikte, yöre "Bozok" ismiyle anılmıştır. 1800'lü yıllara doğru bu ismin yanı sıra "Yozgat" adı da telaffuz edilmiştir.
 
"Yozgat" adının menşei konusunda ise, değişik söylentiler ileri sürülmektedir. Bir rivayete göre, Yozgat Saray Köyü'nden (bugün itibariyle kasaba) itibaren aşağıdan yukarıya doğru kat kat yükselmektedir. Bu kat kat yükselişinden ve rakımının yüksekliğinden dolayı önceleri "Yüz kat" denmiş, zamanla bu isim söylene söylene "Yozgat" halini almıştır.
 
Diğer bir rivayete göre; Aşiret Reisi Ömer Cabbar Ağa'nın yüzü çopurdu. Bu yüzden kendisine Çopur veya Çapar Koca derlerdi. Söylentiye göre Cabbar Ağa, sürülerini bir yaz günü yaylakta otlatırken karşısına Hızır çıkıyor ve davar sahibi Cabbar Ağa'dan içmek için süt istiyor. Güler yüzlü Ömer Ağa hemen misafirine ikramda kusur etmeyerek, gönül hoşluğu ile sütü ikram eder. Hızır sütü içtikten sonra çok memnun kalır ve Cabbar Ağa'ya "Çobanoğlu, yozuna yoz katılsın, memleketinin adı Yoz-Kant olsun" diyor. Bu sözü söyleyerek kayboluyor. Temeli böyle olan Yoz-Kant söylene söylene Yozgat halini alıyor.
 
İsmin kaynağı hakkında her ne kadar tatmin edici bir bilgi yoksa da uzun yıllar bu bölgenin böyle anıldığı bilinmektedir.
 
2. Dönem Kütahya Mebusu Cemil Bey tarafından verilen bir takrir ile Yozgat ismi Bozok olarak değiştirilmiş, bilahare 23 Haziran 1927 tarihinde Bozok Mebusu Süleyman Sırrı Bey ve arkadaşlarının verdiği bir takrirle Bozok ismi tekrar Yozgat olarak değiştirilmiştir. Yozgat adı nasıl Bozok'tan dönüşmüştür, pek anlaşılabilir, bir bilimsellik taşımamaktadır.
 
Bozok
Bu günkü Yozgat ili bölgesi ve komşu yörelerin Osmanlı Türkleri devrindeki adı. Burası Osmanlı öncesi Kara Tatar Türkleri ve az oranda Moğol topluluğunun yaşadığı bir yer idi. Ankara Savaşı'ndan sonra Türkistan hakanı Timur, buradaki Türk ve Moğol topluluklarını Orta Asya'ya taşımıştır. XV. asrın başında Boz-Ok Türkmenleri, Dulkadırlı Türkmenleri adıyla burayı yurt tuttular.
 
*Gedük: Kara-Yahyalu, Delü-Alilü, Ağcalu (en mühim obası: Hacılar), Agça-Koyunlu (Dulkadırlı'dan), Şam BAyadı (Dulkadırlı'dan)
*Kara-Taş: Ali Beğlü, Ağçalu , Tecirlü (Dulkadırlı'dan), Kızıl-Kocalu (başlıca oymaklarından: Ali Şarlu).
*Ak-Dağ: Karalu, Kırklu, Hisar-Beğlü, Kızıl-Kocalu, Sevgülen (en büyük oymağı: Saru-Halillu).
*Boğazlayan: Çiçeklü, Kulağuzlu.
*İli-Su: Tatar Türkleri, Arslan-Beğlü, Ağçalu.
*Sorgun: Zakirlu, Kızıl-Kocalu.
 
Bunlardan işaret edilmeyen birçok oymak da Dulkadırlı'dan idiler. Kazakistan'da Bozok adlı tarihi yerleşim yeri bulunmuştur. Arkeolojik kazılarda buradaki eski yerleşimden birçok eşya çıkmıştır.
 
Tarihçe
Yozgat ili, tahminen 5000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Yozgat çevresinde ilk siyasi birliğini kuran devlet Hititler'dir. Hititler döneminde, bugün Yozgat sınırları içinde bulunan Hattuşaş antik şehri kurulmuştur. Osmanlı son döneminde Bozok Sancağı olarak geçmektedir.
 

*Zonguldak: Şehrin ilk ismi Sandaracadır. Zonguldak kelimesinin bu kelimeden dönüştüğü sanılır.
 
Not: Düzce şehrinde kelimenin nereden ve nasıl geldiğine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. O yüzden bu çalışmada yer verilmemiştir.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Serkan - 2 yıl önce
i̇l merkezi uşak'ın eski adı uşşak'tır. uşşak kelimesi iki anlama gelmektedir. uşşak kelimesi aşıklar diyarı anlamına gelmektedir. evliya çelebi ünlü seyahatname'sinde bu adı aşıklar diyarı olarak yorumlamıştır.asıl isim uşşaktir