Kanuni Sultan Süleyman İle Hürrem'in Aşk Mektupları

Kanuni'nin Hürrem Sultan'a yazdığı mektup ve şiirler; onun zarafet, edebiyat ve aşkın da zirvesinde olduğunu gösteriyor. İşte Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan'ın birbirlerine yazdıkları aşk mektupları...

Kanuni Sultan Süleyman İle Hürrem'in Aşk Mektupları

Aşk, ilk insandan bugüne üzerinde en çok söz söylenen duygudur. Herkesin kendine göre bir aşk tarifi vardır ama hiçbir tarif aşkı tam olarak anlatamaz. Şiir, aşkı anlatmak için en güzel yöntemlerdendir. Bu makalemizde ise en güzel anlatanlardan olan Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan arasındaki aşk şiirlerini sizin için derledik. İşte Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan'ın birbirlerine yazdıkları aşk mektupları...

Bu şiir kanuni Sultan Süleyman tarafından Eşi Hürrem Sultana yazılmıştır:

Merdüm-i dideme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kıldı hûn eşkimi füzûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek

**********************************************************************************

Bu şiir kanuni Sultan Süleyman tarafından Eşi Hürrem Sultana yazılmıştır :

Karşında ben pervaneyem,
Sen şem-i tabansın bana…
Aşkınla ben divaneyem,
Sen afet-i cansın bana!
Cevr-u Cefa, Kahr-u Sitem,
Mir-i Vefa, Cür-ü Kerem…
Ben ben değil fermanınem,
Sen şah-ı sultansın bana!
Zülfüne gönlüm bestedir,
Ahım göğe, peyivestedir…
Canan, Muhibbi hastadir,
Sen derde dermansın bana..

**********************************************************************************

Bu şiir kanuni Sultan Süleyman tarafından Eşi Hürrem Sultana yazılmıştır :

Celis-i halvetim, varım, habibim mah-ı tabanım
Enisim, mahremim, varım, güzeller şahı sultanım

Hayatım hasılım,ömrüm, şarab-ı kevserim, adnim
Baharım, behçetim, rüzum, nigarım verd-i handanım

Neşatım, işretim, bezmim, çerağım, neyyirim, şem’im
Turuncu u nar u narencim, benim şem’-i şebistanım

Nebatım, sükkerim, genc,m, cihan içinde bi-rencim
Azizim, Yusuf’um varım, gönül Mısr’ındaki hanım

Stanbulum, Karaman’ım, diyar-ı milket-i Rum’um
Bedahşan’ım ve Kıpçağım ve Bağdad’ım, Horasanım

Saçı marım, kaşı yayım, gözü pür fitne, bimarım
**ürsem boynuna kanım, meded he na-müsülmanım

Kapında çünki meddahım, seni medh ederim daim
Yürek pür gam, gözüm pür nem, Muhibbi’yim hoş halim!

Muhibbi (Kanuni Sultan Süleyman’ın mahlası)

BUGÜNKÜ DİLLER:

Benim birlikte olduğum, sevgilim, parıldayan ayım,
Can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım.

Hayatımın, yaşamımın sebebi Cennetim, Kevser şarabım
Baharım, sevincim, günlerimin anlamı, gönlüme nakşolmuş resim gibi sevgilim, benim gülen gülüm,

Sevinç kaynağım, içkimdeki lezzet, eğlenceli meclisim, nurlu parlak ışığım, meş’alem.
Turuncum, narım, narencim, benim gecelerimin, visal odamın aydınlığı,

Nebatım, şekerim, hazinem, cihanda hiç örselenmemiş, el değmemiş sevgilim.
Gönlümdeki Mısır’ın Sultanı, Hazret-i Yusuf’um, varlığımın anlamı,

İstanbul’um, Karaman’ım, Bütün Anadolu ve Rum ülkesindeki diyara bedel sevgilim.
Değerli lal madeninin çıktığı yer olan Bedahşan’ım ve Kıpçağım, Bağdad’ım, Horasan’ım.

Güzel saçlım, yay kaşlım, gözleri ışıl ışıl fitneler koparan sevgilim, hastayım!
Eğer ölürsem benim vebalim senin boynunadır, çünkü bana eza ederek kanıma sen girdin, bana imdad et, ey Müslüman olmayan güzel sevgilim.

Kapında, devamlı olarak seni medhederim, seni överim, sanki hep seni öğmek için görevlendirilmiş gibiyim.
Yüreğim gam ile, gözlerim yaşlarla dolu, ben Muhibbi’yim, sevgi adamıyım, bana bir şeyler oldu, sarhoş gibiyim. Bir hoş hale geldim.

********************************************************************************

Ey misk-i amberim!
Bağrım, habibim, mah-ı tabanım.

Sırdaşım, mahremim, canım,
Güzeller üstü sultanım.

Hayatım, mahsulüm, ömrüm,
Kevser şarabım, cennetim.
Baharım, sevincim, gülüm, günüm.
Ey benim handanım.

Çınarım, seyr-i seyranım,
Gülistan ile bostanım,
İnci mercanım, sohbetim,
Sözüm, sabahım, akşamım.

Eğlencem, neşem, meclisim,
Çerahım, mumum, güneşim,
Turuncum, narım, narencim
Benim şem-i şemistanım.

Akıllım, uslum, efendim,
Gizlim, açığım, öğüdüm,
Hünkarım, hüsrevim, mirim,
Cihan iklimine canım.

Nöbet şekerim, hazinem,
alem içinde huzurum,
azizim, yusufum, varım
gönül mısırında hanım.

İstanbul’um, Karaman’ım,
Ey Devlet-i Osmaniyem.
Bedahşanım ve kıpçağım,
Bağdat’ım, hem Horasanım.

Saçı sırmam, kaşı yayım,
Gür fitne baygın bakışlım
Ölürsem kanım boynuna
Medet hey na-selman.

Kapında meddahım
Çünkü seni metheylerim daim.
Gönlüm gamlı, gözüm nemli,
Muhibbi’yim… Aşktır şanım.

Muhibbi…

********************************************************************************

Ey benim gülen yüzüm, sevgilim..
Senin güzelliğin dünyaya dedikodudur.
Bu ne güzellik? Bu ne yüz? Bu ne güldür ?
Acaba saçın amberi görüp mis kokulu olmuş ?
Bu ne saç, bu ne kahkül, bu ne zülüftür…
Aklım saçının kokusuyla doludur,
Bu ne güzel koku, bu ne ıtır, bu ne hoştur…
Gözyaşı dalgalarım taşıp başımdan aştı,
Bu ne deniz, bu ne ırmak, bu ne nehirdir..
Muhibbi ansızın divane oldu..
Bu ne aşktır ? bu ne derttir ? bu ne huydur…

********************************************************************************

Ey benim gülüm, gülen yüzüm, sultanım, padişahım Hürrem. Ey ayrılık acısıyla günümü geceye, gecemi gam ve kedere boğan beni pür perişan eden Hürrem ey ay ışığında yıkanmış saçının kokusuna hasret kaldığım beni biçare, aciz kılan yedi iklimin Hürrem

”Bir daha görmek nasip ola mı alemde seni, eşiğine bari bir kez yüzümü sürsem fazlasını istemem” demişsin. Yeri ve göğü yaradan rabbim şahidim olsun ki, benimde bundan gayrı bir dileğim yoktur.Bana inanmaz isen Muhibbi’ye kulak ver.

”Aşığız dünyada bir gül bahçesi isteriz
Karşısında şevk ile aşk ile bülbülü inler isteriz
Ey can tabibi bir ilaç sun dudağının şarabından
Hastayız ayrılık gecesinde derdimize derman isteriz
Ey zahit senin cennetini sanma talibiz
Çöp bile saymaz, aşk bahçesinde sevgiliyi isteriz
Aşkın sırrını ifşa etti gönül, mansur gibi
Onun zülfinin darında asılmak isteriz
Aşk çarşısında gördük buse malını
Can ve gönül parası ile geldik ki pazarlık isteriz
Dedim ey dilber, nedir bu işve, eziyet ve cefa
Güldü, dedi naz ile ağlayan aşıklar isteriz
Bu muhibbi yanağına, tüyüne zülfine kılmaz nazar
Bakmayız nakışına, biz bir sade yüz isteriz”

********************************************************************************

HÜRREM SULTAN’DAN KANUNİ’YE YAZILAN AŞK MEKTUBLARI :

“Topkapı Sarayı’nda Hürrem Sultan’a ait altı mektup bulunuyor. Aşkını süslü cümlelerle anlatıyor. Yazdıklarına bakarak onun yetenekli bir şair olduğunu bile söyleyebiliriz. Kanuni, yazılanlar karşısında mest oluyor. Bu mektuplarda bir kölenin hükümdara nasıl hakim olduğunu görebiliyoruz.Kanuni sürekli seferde olduğu için Hürrem Sultan ile sık sık mektuplaşıyorlar. Ona : ‘‘Canım paresi Sulltanım, biçare, aşkınız ile mübtela, Ferhad ile Mecnun’dan beter şeyda çakeriniz’’ diye hitap ediyor.

Bazı mektuplarında Hürrem Sultan isteklerde bulunuyor. Bir mektubunda padişahtan kendi adına yaptırdığı hamam için para istiyor. Ancak en önemlisi Kanuni’nin çocukluk arkadaşı ve sadrazamı Pargalı’yı idam ettirmesine neden oması. Kendi oğlu Murat’ın sultan olmasını istiyor. Bu hırsı Pargalı’nın idamına dahi sebep oluyor. Saraydan haberler de veriyor. Hatta bir mektubunda Kanuni’nin ilk eşi Gülfem Sultan’ın kolonyayı nasıl kullanılacağını bilmediği için içtiğini ve iki gün hasta olduğu için yattığından söz ediyor.”

Hürrem Sultan kendisinden söz ederken ‘‘zayıf, fakir cariye, çirkin yüzlü, ben fakiri yerden kaldırdınız’’ diyor. Bize kalan yedi mektupta Hürrem Sultan padişaha olan aşkını süslü cümlelerle anlatıyor, savaştaki Süleyman’ın kalbini teshir, asabını teskin, gönlünü feth ediyor…

İki oğlunu, sevgili sadrazamını öldürtürken, savaşırken gözünü kırpmayan Muhteşem Süleyman, bu mektuplarla mest oluyor. Öyle ya, her zaman hükümdarlar kölelere hakim olmazlar. Bazen de köleler hükümdarlara hakim olurlar.

**********************************************************************************

Canum Paresi Sultanum

Öyle nam sahibi ki sabah rüzgarı gibi merhamet artırıp saçar, öyle selam ki gönül kapan şeker dudaklıların kavuşması gibi, öyle dualar ki aşıkların avazı gibi yanık, öyle övgüler ki deruni arzuların ve kalbin meyillerinin sözleri gibi ateşi şulelendirir. (…) Benim Yusuf yüzlüm, şeker sözlüm, latif, nazeninSulltanım, Allah dergahına yüzüm süpürge kılıp bir derecede niyaz ederim ki; sizi benden ömren ayırmak sözü haram olsun, mübarek yüzünüzü yine tez zamanda bana göstere. Eğer denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa dahi bu ayrılığın açıklamasını yazabilirler mi? (…) BenimSulltanım, ‘Eğer yazımı okumuş olsaydın daha çok hasretler yazardın’ demişsiniz. Şimdi benimSulltanım, bu kadar yeter, canıma tesir ziyade oldu. (1. Mektuptan).

**********************************************************************************

Bu elbiseyi hatırım için giyesiniz : 

1526 yılında Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı bir mektupta gözyaşını damlattığı bir elbise gönderdiğinden bahsediyor:

“Ömrüm, azizim, sultanım, Allah’tan tek dileğim ve yüreğimin biricik arzusu, size tekrar kavuşabilmek ve ışık saçan yüzünüze bir defa daha bakabilmektir. Rabbimden elbette dilerim ki benim sultanım, candan ve gönülden sevdiğim şahım, dünyada ve ahirette hep mutlu olsun. İyi biliyorum ki benim sultanım, bu kulunu, kaderin bir cilvesiyle gördü ve sevdi, bu kuluna mutluluk ve huzur ihsan etti. Bu yüzden, mutlu olacağım gün, sadece size kavuşacağım gündür. Size, gözyaşlarımı damlattığım bir elbise gönderdim. Hatırım için giyesiniz. Fakir ve hakir cariyeniz Hürrem”

********************************************************************************

“Hazret-i Sultanım,

Yüz(ümü) yere koyup kutsal ayağınızın bastığı toprağı öptükten sonra, benim devletimin güneşi ve sermayesi sultanım, eğer bu ayrılığın ateşine yanmış ciğeri kebap, göğsü harap, gözü yaş dolu, gecesi gündüzünden ayırt edemeyen, özlem denizine düşmüş çaresiz, aşkınız ile divane, Ferhat ile Mecnun’dan beter tutkun kölenizi sorarsanız ne ki sultanımdan ayrıyım. Bülbül gibi ah ve feryadım dinmeyip ayrılığından (öyle) bir halim var ki Hak kafir olan kullarınadahi vermesin. Benim devletim, benim sultanım, ayrıca bir buçuk ay oldu ki sultanım tarafından bir haber belirmedi. Hak en çok bilenlerinbilenidir ki, bu gidişle rahat yüzü görmeyip gece sabaha dek, sabahtangeceye dek bidüziye ağlayıp kendi hayatımdan el yuyup, dünya gözüme dar olup, bilmem ne edip neyleyeceğim. Zar eyleyip ağlayıp inleyerek gözüm kapıları gözlerken o eşi ve benzeri olmayan alemlerin Rabbi, aleme acıyan Allah, bütün aleme yardım edip, fetih haberini yetişti ve işitince Hak biliyor ki benim padişahım, benim sultanım, ölmüş idim taze can bağışladı. Yüce Allah’abin şükürler, o yüce kapısına varılıp şenlikler mutluluklar oldu. Bütün alem karanlıklar içinden çıkıp Hakkın esirgeyiciliğine daldılar Allah’a şükürler olsun, minnet o Hüda’ya. Daima benim sultanım, benim padişahım, dünya ve ahiret sultanı dayanağım, dünyaya baktığım iki gözümün ışığı, şahım sultanım, gazalaredip düşmanları toprak olup memleketler alıp yedi iklim zaptedesin. İnsan ve cin emrinize boyun eğip her bela ve kazadan Hak saklayıp kutsal kalbinden geçen her muradını kolay ede. Yardımcın olan Hızır İlyas arkanda olsun. Bütün emriler, peygamberler üzerinizde hazır ve nazır ola. Bütün dünya, mutlu gölgenizde hoşça yaşayıp mutlu ve gülen olalar.”  (3. Mektuptan)

**********************************************************************************

“Canımın Paresi Sa’âdetlü Sultânım Hazretlerine derûn-ı gönülden enva’-ı büsyâr can u dilden sad-hezârân hezâr bin dürlü hasret iştiyaklarıyla bin bin du’alar ve senalar edüb yüzümü hâk-i pay-i şerife sürüb mübarek dest-i şerifinizi pus ederim.

Benüm iki gözüm yoluna kurban olduğum devletlüm Padişahım, ümiddir ki, ben biçare cariyenizi kabul-ı müştak-ı azîm buyurula. Benim devletlüm ve benüm saadetim sultanım, mübarek mizac-ı şerifiniz nicedir? mübarek başınızdan ve cemi” azanızdan olsun ve mübarek ayağınızdan nicesiz? Şimdilik benüm devletlüm benüm sultanüm tamam hüsn-i afiyet üzeresiniz.

Benim iki gözüm devletlüm Padişahım, Bârî-i Te’alâ Hazretinden hâcetüm budur ki, Hazret-i Hak vücud-ı şerifini cem? hatalardan ve belâlardan saklayub hemîşe hakkın hıfz-ı emânında olub ömr-i Nuh süresiz inşaallah.

Benim Padişahım, benüm devletlüm, andan sonra Sultânım Cihangir Şah’ımın gözlerinden öperim. Andan sonra benüm saadetüm Hanum Peyk dürlü iştiyak ile yüzler sürüb hâk-i pay-i şerifinizi öper. Hüma Şah Ayşeciğim dahi Peyk Kadun hâk-i pay-i şerifinize yüz sürerler. Ümiddir ki, kabul oluna. Benüm Devletlüm, andan sonra sultanüm şehir ahvâlinden sorulursa, bi hamdillah emn ü emân üzere olub can u dilden sultanıma du’alar edüb cemî1 âlem sultanıma müştaklardır. Benüm devletlüm baki ne demek lâzım vesselam. Kemine Cariyen”.

**********************************************************************************

Yüzümü yere koyup ayağına kapandığım sultanım hazretleri, güneşim ve mutluluk kaynağım, ayrılık acısıyla ciğeri kebap olmuş, gecesi gündüzüne karışmış, hasret denizinde boğulmuş bu çaresiz kulunuzun halini sorarsanız, biliniz ki sultanımdan ayrı kaldığım için inleyen, feryat ve figan eden bir bülbül gibiyim. Allah çektiğim bu acıyı kimseye yaşatmasın…”

**********************************************************************************

Hürrem’den Kanuni’ye :

Ya Rab!
Sevgilinin maksadı ne?
Bir bilseydim.

Kaçacağım yolu bağlamış.

Gönlümü de kararımı da almış gitmiş.
Ya Rab!

O benim varım yoğum,

O benim merhametli padişahım,

Neden merhametsiz taş yürekli olmakta?

Bir bilseydim.
Ya Rab1

Şu tüten dumanım ,

Şu “Ya Rab” diye feryad edişlerim,

Ağlayışlarım sevgilinin kulaklarına erişebilecek mi?

Sevgilim bunları işitecek mi?

Bir bilseydim….
Ya Rab!

Bu coşkunluğum nedir?

Yüzüme gerilen perde nedir?

Çünkü benim için her şey sensin!

Bana bir de sensin, bin de sensin.

Sen !

Her an susarken de söylerken de

Gözümde senin aşkın, senin hayalin var.

Benim rızkım da sensin, zamanım da sensin.

Ya Rab!

Balçıktan yapılmış beden evi nerede?

Can evi, gönül evi nerede?

Ey Allah’ım benim ailem nerede?

Soyum sopum nerede?” diye feryadlar içinde kalmışım şu kirli dünyada.

Ey gönül, sen asıl kendi şehrinden sürülmüşsün,

Sen burada gurbettesin.

Ya Rab!

Kara yüzlü dünya gecesi

Benim gündüzüme (gül yüzüme – gün yüzüme) eş olamaz.

Benim ilk baharımın arkasından

Taş yürekli sonbahar gelmez.

Ey hislere, hakikatlere perde olan dudaklarım

Artık susma vaktidir.

Mevlana “Divan-ı Kebir”den….

Güncelleme Tarihi: 23 Mart 2018, 19:12

YORUM EKLE