Yatak Yarası - Dekübit Ülseri Nedir ve Tedavisi

Dekübit ülseri, yatak yarası olarak da bilinen tıp dilinde Dekübitüs diye bilinen bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık hastanın çok uzun süre aynı pozisyonda kalmasına bağlı olarak özellikle yatak ile kemik çıkıntıları arasında kalan bölgelerde yüzeysel kan dolaşımının vücut ağırlığının etkisi ile bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

Yatak Yarası - Dekübit Ülseri Nedir ve Tedavisi

Uzun süre sırtüstü yüzüstü veya yan yatma sonucunda basınç altında kalan bölgelerde oluşan yaralardır. Genellikle yaşlı hastalarda görülen durum yanı sıra eşlik ettiği nörolojik defektler, beslenme bozukluğu, immun sistemdeki yetersizlik, şuurun yerinde olmaması, idrar ve gayta kontrol yetersizliği, eşlik eden yara iyileşmesini olumsuz etkileyen hastalıklar(şeker hastalığı gibi) alınan tedaviler(kemoterapiler) bu basit şekilde başlayan yaranın kısa zamanda derin enfekte ülserlere dönüşmesine ve hatta vücut içi boşluklara kadar ilerlemesine sebep olmaktadır.

Hastaların yaklaşık %70 den fazlası 70 yaşın üzerinde olup bu yara sebebiyle hastayı kaybetme riski yüksektir.  Normalde herhangi bir yara 15- 20 gün içerisinde iyileşmesi gerekirken yukarıda belirttiğim nedenler ve yara basıncın devam etmesi, aynı tarafa yatan hastada oluşan doku ödemi(dokunun kanlanmasını oldukça bozar) idrar ve gaytadan bulaşan mikroorganizmalarla enfekte olması yarayı kronik ilerleyici duruma dönüştürür. Yaranın ilk oluşum zamanında deride görülen değişiklikler aslında buz dağının görülen kısmıdır. Doku hasarının çoğu deri altında başlar ve daha sonra deri yüzeyinde kendini gösterir.

YATAK YARASI NASIL OLUŞUR?
Öncelikle yatak yarasının nasıl oluştuğunu bilmek problemin çözümü için şarttır. Dokularımız son olarak kapiller damarlarla tarafından kanlanır. Nasıl ki içinden su geçen bir hortumun üzerine içindeki suyun basıncından daha yüksek basınçla basarsak hortumdan su akmaz olursa aynı şekilde kapiller damarlar üzerine kapiller kan basıncından daha yüksek basınca maruz kalırsa kan akımı kesilir. Bu kesintinin süresi ve basıncın büyüklüğü yatak yarası oluşum sürecini etkiler yani basınç ne kadar yüksek olursa yatak ülseri o kadar kısa sürede ve şiddetli oluşur. Basınç 45mm Hg den küçük ise sadece küçük venüllerde tıkanma kapanma oluşur. Basınç 45mm Hg den büyükse arteriollerde tıkanmalar ve iskemi oluşur. Örneğin 70mm Hg basınç altında 2 saat içinde dönüşümsüz doku hasarı meydana gelir.
 
Günlük hayatımızda otururken uzanırken ve hatta uyurken bilinçsizce yaptığımız vücut hareketleri,  dönmek, postur değiştirmek bir bakıma fizyolojik korunma mekanizmasıdır. Böylece vücudun herhangi bir bölgesi uzun süre basınç altında kalmaz. Fakat özellikle yaşlı, merkezi ve periferal sinir sisteminde hasar olan hastalarda bu fizyolojik savunma mekanizması bozulmuş olduğundan vücudun özellikle yere temas eden bölgeleri uzun süre basınç altında kalmakta ve iskemik hasarla beraber hızla yatak yarası oluşmaktadır. Ve bu tip iskemik yaralarda kolaylıkla bakteriyel enfeksiyon gelişmektedir.

YATAK YARALARI (DEKÜBİTUS ÜLSERLERİ) OLUŞMA BÖLGELERİ;
Yazımın başında belirtiğim gibi dekübitus ülserleri vucudun yerle temas eden, basınç altında kalan özellikle kemik çıkıntıların üzerindeki bölgelerinde oluşur.

OTURURKEN
Kuyruk kemiği, kalçada kaba etlerde, omuz kürek kemikleri üzerinde, dirseklerde, topukta 
   
SIRT ÜZERİ YATARKEN
Başın arka tarafında, omuz kürek kemikleri üzerinde, kalçada, dirseklerde, kuyruk kemiği üzerinde, topukta, ayak parmaklarında
   
OMUZ ÜZERİNDE YAN YATARKEN
Kulaklarda, omuzun yan tarafında, leğen kemiğinin yan bölgelerinde, kalçada, dizde, ayak bilekleri yan çıkıntılarında

    
YATAK YARALARININ EVRELERİ;
Yatak yaralarını kabaca 5 evreye ayırabiliriz;              

  • Evre 1: Kemik çıkıntı üzerindeki deride eritme (kızarıklık; basmakla solmaz) ve endurasyon (dokuda sertlik)
  • Evre 2: Deriyi içine alan yüzeyel ülserasyon; klinik olarak abrazyon, bül (içi sıvı dolu baloncuklar) veya yüzeyel krater görülür.
  • Evre 3: Deri ve derialtı dokuyu içine alan ülserasyon; klinik olarak derin bir krater görülür.
  • Evre 4: Kas, kemik ve destek dokuları da içine alan derin ülserasyon.
  • Evre 5: Eklem, vücut boşluklarına (rektum, barsak, vajina, mesane gibi)kadar uzanan geniş ve derin ülser.

Bu evrelendirme, özellikle uygun tedavi planlarken önemlidir.

YATAK YARALARINDAN KORUNMAK İÇİN;
İlk girişim noktasal basınçların önlenmesidir. Hastanın düzenli olarak 30° derece açıyla döndürülmesi ve özellikle kemik çıkıntılar üzerine gelen baskıyı daha geniş alana yayarak basıncı azaltmak için yumuşak yastıkların kullanılması uygundur. Havalı yatakların veya su yataklarının kullanılması dekubitüs ülserinin gelişme riskini belirgin olarak azaltır. Yatak ile riskli bölge arasındaki sürtünme en aza indirilmeli ve sürtünme ile deride oluşacak küçük bir yırtığın dahi yatak yarasına dönüşebileceği, idrar ve gayta ile bu küçük sıyrıktan enfeksiyon gelişebileceği unutulmamalıdır. Çarşaftaki küçük kırışıklıklar hem noktasal basıncın artmasına hem de deride küçük sıyrıklara neden olabileceği için hastanın yatağında çarşaflar gergin olmalıdır. Hastada var olan sistemik hastalıkların ortadan kaldırılması, hastanın gaita ve idrar kontrolünün desteklenmesi veya günlük düzenli mesane ve barsak programları, enfeksiyonla mücadele büyük önem arz eder. Cildin kuru kalmasına, idrar ve dışkı ile temas etmemesine özellikle dikkat edilmelidir. Cildi tahriş etmeyen malzemelerle temizlemeli, sıcak suyla yıkanmalıdır, sonra kurulanmalıdır. 

OLUŞMUŞ YATAK YARASINDA TEDAVİ
Yatak yarasında tedavi 4 temele dayanır; 
  
1) BASINCIN ORTADAN KALDIRILMASI;
Evre 1de basıncın 1saat kaldırılması dokunun kendini onarımına izin verirken Evre 2de bu süre 2 güne kadar uzar.

2) YARANIN TEMİZLENİP NEKROTİK KISIMLARIN ORTADAN KALDIRILMASI
Yaranın serum fizyolojik ile yıkanması nekrotik dokunun temizlenmesi eksudanın uygun pansumanla engellenmesi önemlidir

3) OLUŞMUŞ ENFEKSİYONUN KONTROLU
Enfeksiyonun kontrolü için düzenli olarak bakteri kültürü alınmalıdır. Yatak yaralarında sıklıkla metisiline dirençli Staphylococcus aureus, coagulase-negative stafilokoklar, hastanın kendi idrar ve gaytasından yarayı kontamine etmesi sonucu Escherichia coli, Klebsiella spp, Proteus spp, Streptococcus faecalis, hastane infeksiyonu olarak da Pseudomanos aeruginosa ürer. Kronik ülserlerde antibakteriyel tedavi doğru indikasyon konularak verilmelidir.

Erizipel ve selülit gibi bulgular varsa lokal ve sistemik antibiyotikler birlikte kullanılmalıdır. Ancak akıldan çıkarılmamalıdır ki; sistemik antibiyoterapinin nekrozlu ülserdeki patogene etkili olmaktan çok infeksiyonu lokalize eder,lokal antibiyotikler ve antiseptikler de alerjik kontakt dermatite yol açarak yara iyileşmesini geciktirebilir.

Diyabetiklerde, yaşlı ve immun yetmezliği bulunan hastalarda hastane enfeksiyonu akıldan çıkarılmamalıdır. Maalesef terminal dönemdeki hastalardaki büyük dekubitus ülserlerinin iyileşme olasılığı düşüktür. Bu hastalarda palyatif tedavi ön planda olmalıdır.

Evre III ülserlerde cerrahi debridman işleminin pansuman ve proteolitik enzimlerle desteklenmesi gerekir (tripsin, streptokinaz ve kollagenaz gibi). Granulasyon dokusunun oluşması yaranın nemli yarı geçirgen örtüler, serum fizyolojik ile ıslatılmış gazlı bezle kapatılarak hızlandırılabilir. Sentetik yara örtüleri olarak poliüretan veya polivinil alkol içeren köpükler ve nekrotik dokuların otolizisini sağlayan hidrojel kapatıcı örtüler kullanılabilir.Geleneksel  ülser tedavisinde  %20 çinko oksit  pomatlar veya gümüşsülfadiyazin pomad kullanılır.

4) CERRAHİ TEDAVİ
Evre 4 ve 5 dekubitus ülserlerinde yara kapanması için cerrahi girişim gerekir. Genelde ülsere bölge tümüyle eksize edildikten, yara enfeksiyonlardan ve nekrozlardan tamamen arındırıldıktan sonra rekonstrüktif cerrahi yöntemlerle (sekonder sütür, deri grefti, flep vs) yara kapatılır.
 

Güncelleme Tarihi: 19 Nisan 2018, 04:56

YORUM EKLE