Erdoğan: Borcumuzu takır takır ödedik

Başbakan Erdoğan, Brookings Enstitüsü'nde yaptığı konuşmada Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Manşet 17.05.2013, 22:12 17.05.2013, 23:56
Erdoğan: Borcumuzu takır takır ödedik
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Filistin  meselesinin Osmanlı’nın yıkılmasının ardından ortaya çıkmış bir mesele olduğunu  belirterek, "O ana kadar böyle bir şey yok. Bu boyutuyla Filistin konusu yeni  Türkiye’yi de çok yakından ilgilendirmektedir. Yani, ’size ne?’ diyenlere aslında  cevap burada yatmaktadır" dedi.
         Başbakan Erdoğan, Washington’da Brookings Enstitüsü’nde "AK Parti  İktidarları ve Türkiye’nin Dönüşümü" konulu bir konuşma yaptı.
         Konuşmasının başında enstitüye teşekkür eden Erdoğan, Türkiye  Cumhuriyeti’nin 1923 yılında oldukça eski bir devlet geleneğinin, kadim ve zengin  bir medeniyet birikiminin temelleri üzerine inşa edildiğini söyledi.
         Selçuklu ve Osmanlı Devletlerinin, gerek hakim oldukları coğrafyada  gerekse Türkiye Cumhuriyeti’nin şekillenmesinde etkili olduklarını ifade eden  Erdoğan, Türkiye’nin kadim devlet geleneğiyle bölgesindeki bir çok ülkeden farklı  konumda olduğunu vurguladı.
         Bölgesel ve küresel sorunlar karşısında Türkiye’nin reflekslerinin bu  tarihi birikim ve tecrübenin eseri olarak ortaya çıktığını belirten Erdoğan, 1.  Dünya Savaşı’nın ülke ve halk için ağır bedellerin ödendiği bir savaş olduğunu  söyledi.
         Osmanlı döneminde yaklaşık 600-650 yıllık süreçte 20 milyon  kilometrekarelik alanı kapsayan ülkenin, 1. Dünya Savaşı’nın ardından 780 bin  kilometrekarelik alanda yeniden hayat bulduğunu ve yeni bir sürecin başladığını  hatırlatan Başbakan Erdoğan, "1923 ile başlayan yeni süreçte önümüzde iki önemli  zorluk bulunuyordu. Bunlardan birincisi Osmanlı bakiyesi olan, çoğu da komşumuz  olan devletlerin durumuydu. Örneğin Filistin meselesi Osmanlı’nın yıkılmasının  ardından ortaya çıkmış bir meseledir. O ana kadar böyle bir şey yok. Bu boyutuyla  Filistin konusu yeni Türkiye’yi de çok yakından ilgilendirmektedir. Yani, ’size  ne?’ diyenlere aslında cevap burada yatmaktadır" diye konuştu.
         Başbakan Erdoğan, bir başka sorunun ise 780 bin kilometrekare alanda  bulunan farklı etnik unsurlar ile 20 milyon kilometrekarelik alandan gelen farklı  kitlelerin kaynaştırılması olduğunu belirterek, "Cumhuriyet, Selçuklu ve Osmanlı  Devletlerinden edindiği tecrübeyle bu kaynaştırmayı, bu buluşturmayı çok başarılı  şekilde gerçekleştirdi" dedi.
         1920’de kurulan ilk Meclisin Türkiye’nin tüm renklerini, etnik  unsurlarını ve farklılıklarını içinde barındırdığını, ahenk içinde bir araya  getirdiğini hatırlatan Erdoğan, Gazi Mustafa Kemal’in bu Meclisi "Türküyle,  Kürdüyle, Lazıyla, Gürcüsüyle, Abhazıyla İslami unsurların bir araya gelişidir"  diye ifade ettiğini bildirdi.
         Bunun, Meclisin yapısını tanımlama bakımından çok önemli bir tarif  olduğunu vurgulayan Erdoğan, hem etnik hem de dini olarak çok farklı grupların  birlikte yaşama tecrübesinden yola çıkarak ortak bir hedef ve gaye etrafında  mücadele verdiklerini söyledi.
         Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
         "Türkiye Cumhuriyeti, egemenliğin kaynağının millet olduğu ilkesi üzerine  inşa edilmiştir. Ne yazık ki 90 yıllık süreçte bu ilke zaman zaman yaralar, çok  ciddi yaralar aldı. Hükümetler seçimle işbaşına gelirken, egemenlik bu şekilde  tecelli ederken şunun altını özellikle çiziyorum, sivil ve askeri bürokrasi,  kendisini zaman zaman siyasetin üzerinde görmüştür. Bu anlamda çok zorlu bir 90  yıl yaşadık. Demokrasiyi yerleştirme mücadelesiyle geçen bu 90 yıl içinde  egemenlik tartışmaları ülkemize gerçekten çok ağır bedeller ödetti. Ekonomiden iç  politikaya sosyal yaşamdan dış politikaya kadar ağır travmalara şahit olduk.  Cumhuriyetin kuruluşundaki ruh ve birliktelik, zaman içinde aynı şekilde ağır  yaralar aldı."
        
"Hedef ileri demokrasiydi"
         Bu 90 yıllık süreçte demokrasi adına çok kötü hatıraları olduğu kadar çok  güzel dönüm noktaları da bulunduğunu, önemli tecrübeler kazandıklarını, önemli  birikimler elde ettiklerini vurgulayan Erdoğan, halkı çoğunlukla Müslüman olan  bir ülkede, zorlu bir coğrafyada, çalkantılı bir bölgede çok önemli deneyimlerin  sahibi olduklarını ifade etti.
         Başbakan Erdoğan, şunları belirtti:
         "10,5 yıl önce 3 Kasım 2002’de gerçekleştirilen seçimler, Türkiye’nin 90  yıl içinde yaşadığı önemli değişim noktalarından biri olmuştur. Şunu çok büyük  bir iftiharla ifade etmek isterim, son 10,5 yıl Türkiye’de demokrasinin,  özellikle de millet egemenliğinin güç kazandığı, ileri standartlara kavuştuğu,  geri dönülemez kazanımların elde edildiği bir dönem oldu. Burada hedef AK Parti  iktidarıyla birlikte ileri demokrasi hedefiydi. Bunu hazmedemeyenler olmuştur.  Hala hazmedemeyenler yine vardır. Ama ileri demokrasi konusunda kararlığı olan  bir iktidar vardır. Siyaset, hukuk, ekonomi ve dış politika alanında yaşanan  büyük değişim neticesinde Türkiye bugün bölgesel bir güç ve küresel bir aktör  haline geldi. Bazı gözlemciler buna ’Sessiz devrim’ adını verdiler. 10,5 yıl  bizim için gerçekten meşakkatliydi. Kararlıydık, kararlılığımızın da gereğini  yerine getiriyorduk. Burada özellikle ülkemizin ileri demokrasi hedefine  yürüyüşünde ekonomiyi de onunla birlikte at başı götürüyorduk. Yani birisinin  ileri birisinin geri kalmasını asla planlamamız içerisinde yeğlemedik. Tam aksine  ikisi de at başı gitmek suretiyle ülkemizi böylece ayağa kaldırmamızın gereğine  inanmıştık."
        
"Bütün seçimlerden başarıyla çıktık"
         Bir yandan Türkiye’nin 10 yıllardır çözülemeyen sorunlarına  eğildiklerini, yapılmayan yatırımları yaptıklarını, götürülmeyen hizmetleri  götürdüklerini, ama eş zamanlı olarak da milli egemenliğe, demokrasiye, hukuka  yönelik saldırılara göğüs gerdiklerini, bunları bertaraf ettiklerini anlatan  Erdoğan, Türkiye’nin büyük dönüşümüne öncülük eden AK Parti iktidarlarının  katıldığı her yerel ve genel seçimde oylarını artırarak büyüdüğüne dikkati  çekti.
         Bu dönemde 3 genel, 2 yerel ve 2 referandum olmak üzere 7 seçim  geçirdiklerini anımsatan Erdoğan, bütün bu seçimlerden başarıyla çıktıklarını,  bunun halkıyla bütünleşen bir siyasi hareketin ve iktidarın aldığı netice  olduğunu belirtti.
         Erdoğan, şunları kaydetti:
         "Çünkü biz ne bir etnik unsurun partisiydik, ne bir bölgenin partisiydik,  ne de bir yerlerden sipariş üzere kurulmuş bir partiydik. Biz milletin sinesinden  çıkmış, milletin çizdiği rota istikametinde hareket eden bir siyasi partiydik.  Onun için de 81 vilayetin 81’inde temsili olan bir parti konumunda olduk. 780 bin  kilometrekarelik vatan topraklarının tamamında vardık, 81 vilayetin tamamında  vardık ve 76 milyon nüfusuyla tüm vatandaşlarımızın temsili bizim kadromuzun  içinde vardı."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çözüm  sürecinde görev alan Akil İnsanlar Heyeti’nin Türkiye’yi dolaştığını belirterek,  "Şu anda yaklaşık 35-36 günü doldurdular ve kalan 2 aylık süreyi de bitirdikten  sonra nihai raporlarını hazırlayacaklar. Biz de bu rapor üzerinden adımımızı  hükümet olarak atacağız" dedi.
         Başbakan Erdoğan, Washington’daki Brookings Enstitüsü’nde "AK Parti  İktidarları ve Türkiye’nin Dönüşümü" konulu bir konuşma yaptı.
         Erdoğan, Türkiye ve bölge için önemli bir sürece değinmek istediğini  belirterek, "Yola çıkarken biz halkımıza 3 önemli vaadde bulunduk. Bunlardan bir  tanesi yolsuzlukla mücadeleydi, bir tanesi yoksullukla mücadeleydi, bir tanesi de  yasaklarla mücadeleydi. Biz buna, Türkçe ifadesiyle ’3Y ile mücadele’ demiştik,  bu mücadeleyi de büyük ölçüde kazandık" diye konuştu.
        
Çözüm süreci
         Çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Erdoğan, bu sürecin  çok önemli, "hayati" olduğuna dikkati çekerek, Türkiye’de siyaseti, sosyal yaşamı, özellikle de ekonomiyi kökten değiştirecek, yenileyecek  bir sürecin  adımını attıklarını vurguladı.
         Erdoğan, şöyle devam etti:
         "Bu süreç daha çok bölgemizin barışına, istikrarına, huzur ve refahına  katkı sunacak bir süreçtir. Türkiye son 30 yılını terörle geçirdi, bölücü terör  30 yıl içinde maalesef 40 binden fazla cana, 350 milyar dolar civarında maddi  kayba neden oldu. Terör Türkiye’ye ağır bedeller ödettiği kadar, bölgenin  huzuruna, güvenliğine de ağır darbeler vurdu. AK Parti olarak terör meselesinin  çözümü noktasında tam bir kararlılık içinde olduk. 10,5 yıl boyunca her boyutuyla  en kararlı şekilde terörle mücadele ettik, bizden önceki hükümetler de biz de bu  mücadeleyi verdik. Terörle mücadele ederken terörü doğuran ve besleyen nedenlerin  de üzerine gittik. On yıllarca ihmal edilen Doğu ve Güneydoğu bölgemize büyük  yatırımlar yaptık, demokratik reformlar gerçekleştirdik. Ayrımcılığı, ret, inkar  ve asimilasyon politikalarını sona erdirdik. Daha önce bir bölgesel ayrımcılığın  var olduğunu görmemezlikten gelemezdik. Ama biz yola çıkarken 3 şey söyledik,  dedik ki ’biz etnik milliyetçiliği ayaklarımızın altına alıyoruz, bölgesel  milliyetçiliği, dinsel milliyetçiliği ayaklarımızın altına alıyoruz. Etnik  milliyetçilik yapmayacağız. 76 milyon vatandaşımız bizim için birdir. Hepsine  aynı mesafedeyiz. Bölgesel milliyetçilik de yapmayacağız.’ Türkiye’nin tüm  bölgeleri 780 bin kilometrekaresiyle İstanbul neyse Van odur, Hakkari odur. Sinop  neyse aynı şekilde Hatay da odur. Biz Cumhuriyet tarihinde görülmeyen yatırımları  bu bölgelere altyapısıyla üstyapısıyla bu dönemde yaptık. Bu yatırımlar aynı  kararlıkla hala devam ediyor. Bölgede esen şimdi bir bahar havası var,  demokratikleşme havası, terörün elindeki tüm bahaneleri yok etti ve devlet millet  kucaklaşmasını sağladı."
        
Akil İnsanlar Heyeti
         Erdoğan, Akil İnsanlar Heyeti’yle ilgili "(Akil insanlar Türkiye’nin en  akıllılarıdır) diye ne kendileri böyle bir iddianın içinde, ne biz böyle bir  iddianın içindeyiz. Böyle bir şey söz konusu değil" ifadesini kullandı.
         "63 vefakar dost bir ortak payda da buluştu" diyen Erdoğan, şunları  söyledi:
         "Çözüm sürecinde bu terör belasından ülkemizi nasıl kurtarırız, ülkemize  bir barış havasını nasıl egemen kılarız, huzur içinde vatandaşımız sokağa gece  gündüz nasıl rahatlıkla çıkabilir ve artık esnaf her gün veya gün aşırı kepenk  indir, kepenk kaldır, böyle militer bir yaklaşımdan nasıl kurtulur, bunun gayreti  içerisinde yola çıktılar. Halkı ikna için gayret etmiyorlar. Tam aksine halk ne  düşünüyor, bunu dinliyorlar."
         Başbakan Erdoğan, heyet içinde sporcuların, sanatçıların, iş adamlarının  bulunduğunu belirterek, onların ortak paydada mücadeleye girdiklerini dile  getirdi.
         Heyetin Türkiye’yi dolaştığına değinen Erdoğan, "Şu anda yaklaşık 35-36  günü doldurdular ve kalan 2 aylık süreyi de bitirdikten sonra nihai raporlarını  hazırlayacaklar. Biz de bu rapor üzerinden adımımızı hükümet olarak atacağız"  dedi.
         Erdoğan, 30 yıldır neredeyse her gün acı haberler gelirken bölücü terör  nedeniyle 4 aydır olay yaşanmadığını, kayıp verilmediğini belirtti.
         "Suriye’deki kanlı çatışmalar nedeniyle Türkiye’de zaman zaman alçakça  saldırı girişimleri oluyor. Ancak bunun da büyüyen Türkiye’ye yönelik olarak  farklı mecralardan geldiğini de gayet iyi biliyoruz" diyen Erdoğan, terörün  bitirilmesi noktasında Türkiye’de umutların çoğalmış durumda olduğunu vurguladı.
        
"Birliğimiz, kardeşliğimiz çok daha güçlenmiş durumda"
         Erdoğan, şöyle konuştu:
         "Birliğimiz, kardeşliğimiz çok daha güçlenmiş durumda. Sadece 4 ay  olmasına rağmen Türkiye’nin kalkınmasına yönelik çok güçlü umutlar oluştu.  Terörsüz, şiddetsiz, korkusuz bir ortamda, güvenli bir ortamda kalkınma  mücadelemizi çok daha güçlü bir şekilde sürdüreceğiz. Yine aynı şekilde, bu süreç  içerisinde sosyal ve demokratik sorunları ele alacak, bunları da toplumsal  mutabakatla çözüme kavuşturacağız. Bu yeni sürecin sabotaj ve tahriklere açık bir  süreç olduğunu, bu nedenle temkinle hassasiyetle hareket ettiğimizi burada  hatırlatmak isterim. Zira, çalkantılı, istikrarsız bir coğrafya içinde güçlü bir  Türkiye’den rahatsızlık duyanların olduğunu da burada özellikle hatırlatmak  isterim. Bu çevrelerin, terörün bitmesi aşamasında tahrikler yapabileceğini de  biliyor, tedbirlerimizi buna göre alıyoruz."
         Türkiye’nin 2023 hedefine doğru hızla ilerlediğini bildiren Erdoğan, bu  yeni dinamizmin Avrupa’dan Ortadoğu’ya bütün dünyada yakından izlendiğini  söyledi.
         Erdoğan, bu büyük değişimin, "AK Parti’nin yeni siyaset felsefesinin,  milletin emrindeki devlet anlayışının, insan hak ve hürriyetlerine verdiği  değerin, insan merkezli politika anlayışının ve bütün dünyayı kucaklayan küresel  bakış açısının somut bir göstergesi olduğunu" dile getirdi.
        
”Türkiye ilham kaynağı olabilir"
         Türkiye’nin bugün her bakımdan etrafındaki gelişmelerin merkezinde yer  aldığına işaret eden Başbakan Erdoğan, demokratik talepleri uğruna sokaklara  dökülen halkların gözünde Türkiye’nin bir ilham kaynağı olduğunu belirtti.  Erdoğan, "Bizim tek amacımız bölgenin kalıcı istikrara kavuşmasıdır. Bizim model  ihracı diye bir derdimiz asla yoktur, ama ilham kaynağı olabilir" diye konuştu.
         Erdoğan, Türkiye 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına  girecekse, bunu, içinde yer aldığı bölgeyle yapacağını söyledi.
         ABD Başkanı Barack Obama ile yaptıkları görüşmelerde bölgesel ve  uluslararası sorunları değerlendirdiklerini ifade eden Erdoğan, görüştükleri bir  başka konunun ise Türkiye-Amerika arasındaki ekonomik ilişkilerin çok daha ileri  noktaya ulaştırılabilmesi olduğunu dile getirdi. Erdoğan, "Stratejik  ortaklığımızın yanında bu model ortaklığın şüphesiz ki her iki ülkeye  kazandıracağı çok şeyler var" değerlendirmesinde bulundu.
         "Bizim geleceğe ve ülkemize ilişkin net bir vizyonumuz ve hedeflerimizi  elde edecek gücümüz var. Son 10 yıldır sürdürdüğümüz çalışmalar ve bütün bunların  sonucunda çevremizdeki fırtınalara rağmen ufka baktığımızda geleceğimizi net bir  şekilde görebiliyoruz" diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şunları kaydetti:
         "Bu yolda millet olarak beraberce yürüyoruz, kararlıyız. ’Sorunlarını  çözmüş lider Türkiye’ hedefimize mutlaka ulaşacağımıza inanıyorum. Bölgemizde ve  dünyada barış çabalarımızdan asla vazgeçmeyecek, barışa katkı sağlayan bir ülke  olmaya devam edeceğiz. Demokrasiyi, insan haklarını, insanca yaşam şartlarını  güçlü şekilde savunmaya devam edeceğiz. Millet olarak her zaman mazlumun yanında  olduk, zalimin karşısında durduk. Bugün de iç ve dış politikamızda sadece hakkı  ve adaleti savunuyor, sadece bunun için mücadele veriyoruz. Türkiye, yeryüzündeki  her ülke için, her halk için tamamen iyi niyetli, tamamen insan hakları,  demokrasi ve adalet odaklı tavır belirleyen bir ülkedir. Bu ilkelerimizden hiç  vazgeçmeyeceğiz. Güçlü, lider bir Türkiye’nin bölge için de dünya için de dünya  için de büyük bir imkan olduğuna inanıyoruz. Bu hedefler doğrultusunda  mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Artık  Türkiye, Türkiye’yi değil, dünya Türkiye’yi konuşuyor. Böyle bir noktadayız.  Türkiye kaydettiği başarılarla hem bölgesinde hem dünyada takdirle, ilgiye  izleniyor" dedi.
         Başbakan Erdoğan, Washington’da Brookings Enstitüsü’nde "AK Parti  İktidarları ve Türkiye’nin Dönüşümü" konulu bir konuşma yaptı.
         Türkiye’de siyasetin anlamı ve işlevinin değiştiğini, siyasetin  meşruiyetini artık devlet elitlerinden değil, milletin kendisinden, onun  tarihinden, irfanından ve vicdanından alan bir boyut kazandığını belirterek,  demokratik kurumların güçlendirilmesinden yargı reformuna, ekonomik büyümeden  adil paylaşıma, Ar-Ge yatırımlarından sağlık reformuna, sivil toplumun  etkinliğinin artırılmasından dış politikaya kadar siyasi ve toplumsal hayatın her  alanında Türkiye’de çıtanın yükseldiği bir dönemin yaşandığını söyledi.
         Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin 2001 yılında Cumhuriyet tarihinin en büyük  ekonomik krizini yaşadığı dönemden şu anda dünyanın 17, Avrupa’nın da 6. büyük  ekonomisi durumuna geldiğini anlatarak, şöyle devam etti:
         "ABD’ye hareket etmeden hemen önce, halkımıza çok önemli tarihi bir  müjdeyi açıkladık. Türkiye, 1947 yılında IMF’nin faaliyetlerine başlamasının  hemen ardından fona üye olmuştu. 1961 yılından itibaren de IMF ile borç ilişkisi  tesis etmişti. 2001 yılındaki krizin ardından Türkiye’nin IMF’ye borcu, biz  iktidara geldiğimizde 10.5 yıl önce, 23,5 milyar dolardı. Fakat bizler bu süre  içinde IMF’ye şunu söyledik; ’bize siyasi yaptırım konusunda dayatmada  bulunmayın. Siz, bizlere parasal olarak borç verecekseniz, bunun takvimini  belirleyin, paranın şartlarını, finansmanın şartlarını sizinle konuşalım, ama  siyasi dayatmaya gelince bizimle bunu lütfen konuşmayın. Çünkü biz siyasetçiyiz,  siz bir yerde atanmış durumdasınız’ dedik.
         Bu süre içerisinde biz, kendileriyle stand-by anlaşmalarına yaklaşmadık.  Son 19 yıl içerisinde 19 kez stand-by anlaşması yapıldı. Fakat biz bu süreçte  bunu yapmadık. 23,5 milyar doları takır takır ödedik ve Salı günü de son  taksidini ödedik, böylece Türkiye’nin IMF’ye borcu yok, sıfırlandı, bitti bu iş.  Küresel finans krizinin ağır şekilde seyrettiği böyle bir dönemde Türkiye IMF’ye  borcunu sıfırlamak gibi önemli başarıya imza attı, ancak şu anda IMF’ye borç  vermek için müzarekeler devam ediyor, müzakereler neticelenirse Türkiye, IMF’ye 5  milyar dolara kadar borç verebilecek duruma yükseldi."
        
Çılgın projeler
         Başbakan Erdoğan, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın adının Borsa  İstanbul olarak değiştirildiğini belirterek, 10 yıl önce 11 bin seviyesinde olan  borsanın 3 Mayıs’ta tarihi bir rekor kırarak 89 bin seviyesini geçtiğini, şu anda  da Borsa İstanbul’un 90 bin seviyesinin üzerinde olduğunu anlattı.
         AK Parti iktidarından önce Türkiye’de devletin borçlanma faizinin yüzde  63 olduğunu anımsatan Başbakan Erdoğan, "Şu anda ise devletin borçlanma faizi  yüzde 6-6,5, bazen daha da düşüyor. Geçtiğimiz hafta 4,96’yı gördü, şimdi 4,80’e  kadar düştü. 10 yıl önce Merkez Bankamızın döviz rezervi 27,5 milyar dolardı,  şimdi ise Merkez Bankamızın döviz rezervi 135 miyar doları aştı" diye konuştu.
         Seçimler öncesi "çılgın projeler" diye adlandırdığı, İstanbul’a 100  milyon/yıl kapasiteli havalimanı yapma projesinin ihalesinin de geçen hafta  sonuçlandırıldığını bildiren Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
         "Bu dünyanın ilk 3’ü içinde, belki de 1 numara olacak. Mevcut 2  havalimanı ihtiyacımızı karşılamıyor, süratle büyük bir havalimanı ihtiyacımız  olduğuna karar verdik. Bu eleştirildi ’ne ihtiyacınız var, böyle bir büyük bir  havalimanına’ dendi. Değerlendirmelerini yaptık, İstanbulumuza 100 milyon/yıl  kapasiteli havalimanı ihalesini yaptık, bu ihaleye 4 ayrı grup katıldı. Beşi de  Türk firması olan bir konsorsiyum 22 milyar 152 milyar avro ile ihaleyi kazandı.  25 yıl süreyle burayı yapıp işletecekler. Bunun maliyeti yaklaşık 10 milyar  avro.
         Aynı gün Japonya Başbakanı ülkemizdeydi, yaptığımız görüşmeler  neticesinde ikinci nükleer santral anlaşmasını imzaladık. O yatırım da maliyeti  yaklaşık 22 milyar dolar. İlk nükleer enerji konusunda Rusya Federasyonu ile  anlaşmıştık, onlarla süreç başladı. İkinci için de şimdi Japonya-Fransa  ortaklığıyla anlaştık, ilk imzalar atıldı. İkinci nükleer enerji santralimizi  onlarla yapacağız. Temenni ederimki üçüncüyü de tamamıyla Türk şirketlerinin  kendi mühendisleriyle, iki yatırımda da gençlerimiz yetişecek, kendi  mühendislerimiz yetişecek ve üçüncü nükleer enerji santralini de bizler yapma  fırsatını buluruz. Bütün bunlar bir tek gün içinde gerçekleşti."
        
"Türkiye’de ekonomiden bihaber bir muhalefet var"
         Başbakan Erdoğan, 10.5 yıllık AK Parti iktidarında her hafta, her ay  rekorlar kırdıklarını anlatarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
         "Göreve geldiğimizde Türkiye’nin dış borcu, milli gelire oran itibariyle  yüzde 74’tü, şu anda Türkiye’nin dış borcu yüzde 36. Fakat Türkiye’de ekonomiden  bir haber bir muhalefet var, bu siyasi muhalefet hep borcumuzun yükseldiğinden  bahseder. Borcumuzun yükseldiğinden bahsederken de borcun miktarına bakar. Yani  milli gelire kıyasla değerlendirmeyi yapmaz. Borcun miktarı şu kadardı şuraya  yükseldi. Borç yiğidin kamçısıdır, yiğit olmayanın değil. Senin milli gelirin  fazlaysa, orada tabi senin borcunda daha artabilir, ama oran ne, buna bakacaksın.  Oran itibariyle baktığın zaman yüzde 74’ten, yüzde 36’ya düşmüşsün. Burada böyle  bir güç söz konusu. Çıtayı hep yukarı çektik, çekmeye devam ediyoruz. Enflasyon  yüzde 30’du, şu anda yüzde 7’lere kadar düştü. Kararlılıkla bu süreci devam  ettiriyoruz, enflasyon da da hedefimiz bunu yüzde 4’e çekebilmek."
         Erdoğan, 10.5 yıl önce Türkiye’de ekonomik krizlerin, siyasi  istikrarsızlıkların, koalisyon hükümetlerinin konuşulduğunu, AK Parti iktidarına  kadar Türkiye’de iktidarların 16 aylık ömrü olduğunu belirterek, "Bir iktidarın  ömrü 16 ay olursa, o ülkede siyasi istikrar olur mu? Olmaz. Mali istikrar olur  mu? O da olmaz. Biz AK Parti iktidarları döneminde iki sihirli kelimeye çok  dikkat ettik. Bunun bir tanesi güvendir, bir tanesi istikrardır. Eğer bir ülkede  güven yoksa, istikrar da olmaz" dedi.
         Güven ve istikrar tablosu içerisinde Hükümet olarak adımlarını attıkların  ve devleti ekonomiden, yatırımlardan çekerek, özel sektörü teşvik ettiklerini  anlatarak, yerli ve uluslararası sermaye ayrımı yapmadan başarıyı yakaladıklarını  kaydetti.
         Kanal İstanbul Projesine de büyük önem verdiklerini, 42 kilometre  uzunluğundaki kanalın çok farklı bir proje olacağını vurgulayan Başbakan Erdoğan,  "Kanal İstanbul, Panama, Süveyş bunların hepsini sollayacak bir kanal. Projenin  gerek kalitesi gerekse mimari noktadaki estetiği itibariyle de çok farklı bir  proje olarak bunu yapıyoruz" diye konuştu.
         Başbakan Erdoğan, Kanal İstanbul Projesi’nde iki şeyi hedeflediklerini  belirterek, şöyle devam etti:
         "Bir İstanbulumuzun altın gerdanlığı olan boğazımızı çevre hassasiyeti  içerisinde 150 bin ton, 200 bin tonluk dev tankerlerin geçişinden kurtarmamız  gerekir, onun için bu adımı atıyoruz. Boğaz artık bunlardan kurtulması lazım,  çünkü 8 tane keskin virajı olan bir yapıdır boğaz. Herhangi bir dümen  kilitlenmesinde, kazada altından kalkılamaz felaketleri yaşayabiliriz. Bundan  önce boğazın önemli noktasında orada bir Romen tankeri alev aldı ve 7-7.5 ay o  yanmıştır, çok ciddi sıkıntılar yaşatmıştır İstanbulumuza. Bunları biz yaşamak  istemiyoruz, milyonda bir ihtimalde olsa bunları yaşamak istemiyoruz. Onun için  Kanal İstanbul’a büyük önem veriyoruz ve şu anda bu ihaleyle alakalı olarak da  hazırlıklarımızı yaptık ve ihale içinde inanıyorum ki çok ciddi katılım olacak,  bu katılımla bunu da yine B.O.T sistemiyle yapacağız. Açıkçası artık Türkiye,  Türkiye’yi değil, dünya Türkiye’yi konuşuyor. Böyle bir noktadayız. Türkiye  kaydettiği başarılarla hem bölgesinde hem dünyada takdirle, ilgiye izleniyor."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Öncelikle  El-Fetih ve Hamas’ın uzlaşması sürecini, önce bunu başarmamız lazım. Eğer bu  uzlaşma başarılmazsa İsrail-Filistin görüşmelerinden bir netice elde edileceğine  inanmıyorum yani bugüne kadar El-Fetih bu görüşmeleri sürdürmüştür. Görüldüğü  gibi herhangi bir netice alınamamıştır" dedi.
         Başbakan Erdoğan, Washington’daki Brookings Enstitüsü’nde, "AK Parti  İktidarları ve Türkiye’nin Dönüşümü" konulu bir konuşma yaptıktan sonra soruları  yanıtladı.
         Türkiye’nin yeni anayasa hazırlama süreciyle ilgili bir soru üzerine  Erdoğan, "Yeni anayasa süreci yaklaşık 1,5 yıl oldu ve son seçimde bütün siyasi  partilerin aslında halkımıza bir sözüydü" diye konuştu.
         Uzlaşma komisyonunun kurulması sürecinde diğer siyasi partilere ve Meclis  Başkanlığına önerileri de olduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
         "Bizim Parlamentoda 326 milletvekilimiz var, 550 sandalyenin olduğu  Parlamentoda. Bunun dışında yanılmıyorsam muhalefetin tamamının 222 milletvekili  var. Bu 222 milletvekilini 3 parti paylaşıyor. Biz tek parti olarak 326  milletvekiliyle 3 temsilcilimiz var ve diğerlerinin 9 temsilcisi var. Bizim  derdimiz bağcıyla uğraşmak değil, bizim derdimiz üzüm yemek. Yeter ki yeni  anayasayı hazırlayalım ve bu askeri dönemin hazırlamış olduğu darbe anayasasından  ülkemizi kurtarmak suretiyle bir sivil anayasaya kavuşturalım."
        
"Muhalefet partilerinin olumlu yaklaşımını göremiyoruz"
         "Fakat şu ana kadar ne yazık ki muhalefet partilerinin olumlu  yaklaşımlarını göremiyoruz" diyen Erdoğan, şöyle konuştu:
         "Bu olumlu yaklaşımlar gerçekleşmiş olsa netice alınır. Şu anda  anamuhalefet partilerinin, Meclis Başkanının talebiyle önerileri alındı. İşte 150  civarında öneriyi, madde olarak, anamuhalefet verdi. İşte 140 civarında, ikinci bir muhalefet partisi olarak en küçüğü olan parti verdi. Yine bir diğer muhalefet  partisi 106 öneri verdi. 104 tane de biz verdik. Şu ana kadar mutabakatta kalınan  madde sayısı 40. 1,5 yılda buraya geldik. Cumhuriyet tarihi itibarıyla 90 yıllık  geçmişe sahip bir ülke, birçok anayasalar yapmış, sürekli değişiklikler  uygulamış, en son 26 paketli anayasa paketini tüm muhalefete rağmen bizler  Meclisten referandum kaydıyla geçirdik ve referanduma gittik. Halkımız yüzde 58  destek vermek suretiyle 26 maddelik değişimi yaptık. Şu anda böyle bir imkan var  mı bir referanduma gidebilme imkanı var mı? Buna baktığımız zaman görünmüyor."
         Başbakan Erdoğan, yeni anayasa hazırlama sürecinde olumlu yaklaşımlarını  sürdüreceklerine dikkati çekerek, şunları söyledi:
         "Meclis Başkanı tabii bunu nereye kadar sürdürür veya sürdürebilir  bilemiyorum. Fakat edindiğim şu andaki izlenim, herhalde Meclisin kapanışıyla  birlikte bu süreç de bitecektir. Çünkü anamuhalefetin yaklaşımı şu; sınırsız,  ’buna süre konmaz’ deniyor. Böyle gayriciddilik olur mu? Siz bir anayasa  yapacaksınız, süre sınırsız olacak... Eğer ciddiyseniz bunun takvimi belirlenir,  ’şunu bir yılda bitireceğiz veya 1,5 yılda bitireceğiz’ dersiniz, eğer buna  sınırsız, süresiz bir yaklaşım koyarsanız o zaman bu sulandırılmış olur  Diğerlerinde aynı durumu görüyoruz."
         "Burada ciddi olalım, kararlı olalım. ’Tamam 1 yılda, 1,5 yılda  bitiriyoruz’ diyelim, bunu bitirelim. Bu Parlamento bunu rahatlıkla bitirebilecek  altyapıya sahiptir" diyen Erdoğan, "Üniversitelerimiz de bu işe hazırdır fakat  görüyoruz ki bir sulandırma söz konusu. Onun için de Meclis Başkanının burada  yapacağı açıklama şu anda beklentimizdir" ifadesini kullandı.
        
"İlla da ABD’deki başkanlık sistemi olacak diye bir şey yok"
         Erdoğan, başkanlık sistemiyle ilgili bir soruya ise şu yanıtı verdi:
         "Bu, gerek rahmetli Özal’ın gerek Sayın Demirel’in, onların da sürekli  gündeminde olan, konuşulan bir konuydu. Bizim dönemde de zaman zaman medya  mensubu arkadaşlarımızın soruları üzerine bunun incelenmesinin, bunun üzerinde  durulmasının faydalı olacağını söylemişimdir ve ’benim kanaatim nedir’ derseniz,  ben başkanlık sisteminden yana olduğumu söylemişimdir. Şu anda da söylüyorum.
         Bunun için illa da ABD’deki başkanlık sistemi olacak diye bir şey yok. Bu  konuda dünyada 100’ü aşkın ülkede gelişmiş, gelişmekte olan veya az gelişmiş  ülkelerde başkanlık sisteminin uygulamaları var. Tüm bunları inceleyip bunlardan  şöyle orta noktada bir başkanlık sistemi tezi çıkarılabilir ve ondan sonra da bu  referanduma gidilecekse referanduma gidilir veya Parlamentoya sunulacak  Parlamentoya sunulur, ondan sonra nihai karar verilir. Bizim olmazsa olmazımız  değildir. Eğer Parlamento veya milletimiz ’evet, bu sisteme geçiyoruz’ diyorsa bu  sisteme geçilir. Çünkü şu andaki mevcut sistemimiz, şöyle geçmişe baktığımız  zaman, bizi getirdiği nokta ortadadır. Demek ki bu işin reforme edilmesi gerekir  diye düşünüyorum."
        
Filistin sorunu
         Başbakan Erdoğan, "(Filistin sorunu neredeyse bir Türk iç siyasetini  ilgilendiren konudur) demiştiniz. Türkiye, daha sonraki süreçte bir  Filistin-İsrail sorununun çözümü için girişimde bulunacak mı? Bu, ABD’nin  desteklediği planda mı yürütülecek?" yönündeki soru üzerine, şöyle konuştu:
         "Biz, bunu adeta bir ’iç meselemizdir’ demiyorum ama iç meselemiz  hassasiyeti içerisinde bu olaya yaklaşıyoruz. Tabii burada bir gerçek var;  öncelikle El-Fetih ve Hamas’ın uzlaşması sürecini, önce bunu başarmamız lazım.  Eğer bu uzlaşma başarılmazsa İsrail-Filistin görüşmelerinden bir netice elde  edileceğine inanmıyorum yani bugüne kadar El-Fetih bu görüşmeleri sürdürmüştür.  Görüldüğü gibi herhangi bir netice alınamamıştır. Son katıldığım Davos bellidir.  O Davos’ta Quartet’ın başkanı durumunda olan Tony Blair’e demiştim ki, ’Hamas’ın  olmadığı masadan barış çıkmaz’ demiştim. O da orada panelde kalktı, ’barışın  olabilmesi için Hamas’ın bu sürece katılması lazım’ dedi. Tabii o gün bugündür  Hamas’ı bu sürece katamadılar."
         Şu anda El-Fetih ile Hamas arasında bir uzlaşı sürecinin başlatılmış  durumda olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle dedi:
         "Eğer bu başarılırsa, bu uzlaşıdan sonra İsrail ile yapılacak olan  görüşmelerin ben çok daha suretle neticeleneceğine inanıyorum. Bunu başarmak  gerekir. Türkiye olarak bizim de bu süreçte yapabileceğimiz çok şeyin olduğuna  inanıyorum. Çünkü biz El-Fetih ile de Hamas ile de gayet iyi görüşen ülke  konumundayız. Bizim El-Fetih’teki kardeşlerimiz ve Hamas’taki kardeşlerimiz  arasında herhangi bir fark söz konusu değildir. Hepsine aynı mesafedeyiz. Biz  istiyoruz ki onların birbiriyle uzlaşması, kaynaşması bu İsrail-Filistin  görüşmelerini belli noktaya taşıyacaktır."
        
"67 sınırlarına bir defa İsrail’in çekilmesi şarttır"
         Quartet’ın Filistin sorunuyla ilgili 4 önerisi olduğuna değinen Erdoğan,  "Bu 4 önerinin en önemlisi, bir numarasıdır, o da sınırlar konusudur. Bu sınırlar  noktasında 67 sınırlarına bir defa İsrail’in çekilmesi şarttır. Bunu Olmert  döneminde Sayın Olmert ile konuştuğumuzda, bu konuda kendisi olumlu yaklaşıyordu.  Olmert’ten sonra oluşan oradaki iktidar yapısı içerisinde maalesef çok daha  olumsuz yapı meydana geldi. Bu olumsuz yapı içerisinde ters yaklaşımlar oldu.  Temenni ederim ki aklı selim de burada sürece hakim olur. Böylece bu sıkıntı  giderilebilir" değerlendirmesinde bulundu.
         Erdoğan, eski ABD Başkanı Bush ile de bu konuyu görüştüklerini dile  getirerek, şunları söyledi:
         "Bir defa Ortadoğu’da iki devletli yapı hep konuşuldu, yani İsrail  devleti ve Filistin devleti. Bunlar istendi. Şimdi bakıyoruz, İsrail devletine  ’evet’ diyenler, Filistin devletine ’evet’ diyemiyor. Hatta İsrail’in kendisi  Filistin devletini kabul etmiyor. Şimdi İsrail kendisini Filistin devleti olarak  kabul etmediği sürece barışın neyini konuşuyoruz. Barış iki devlet arasında  yapılır. O devlet de bütün kurumlarıyla unsurlarıyla her şeyiyle var olur ve öyle  kabul edilir. Bunu da görmek bilmek, anlamak gerekir, diye düşünüyorum."
         Başbakan Erdoğan, Suriyeli mülteci sayısı ve bu ülkedeki olaylarla  ilgili, "ABD ile uçuşa yasak bölge oluşturma konuşuldu ve ne yanıt aldınız? Bu  süreçte ABD, sürecin parçası olacak mı?" yönündeki soruyu, şöyle yanıtladı:
         "Sadece bizim ülkemizde 300 bine yakın mülteci var. Bunların yaklaşık 200  bini çadır kentlerde yaşıyor. Yaklaşık 20-25 bini konteynerde yaşıyor ve 70 bin  civarında da kiralık olarak değişik evlerde kalan, 11 vilayete dağılmış vaziyette  orada yaşıyorlar. Ama Ürdün’de çok ciddi sayıda Suriyeli var. Lübnan’da aynı  şekilde bu dağılmış olan Suriye nüfusu var. Tabii bütün bunların yanında Suriye  içerisinde, Suriye’nin farklı illerine göç etmiş durumda olan Suriye vatandaşı  var. Bu süreç içerisinde şu anda no-fly-zone ile ilgili olarak bir tespitimizi  söylemem gerekir; ABD-Türkiye arasında alınabilecek bir karar değildir. Bunun BM  Güvenlik Konseyi’nden geçmesi gerekiyor. Şimdi Cenevre 1, Cenevre 2 ile devam  ettirmek gibi süreç söz konusu. Bu konuda şu anda Rusya’nın Cenevre sürecinin  devamından yana olduğunu biliyoruz ve gerek Amerika gerek Çin, Türkiye, Arap Ligi  ülkeleri, hep birlikte bu sürecin içerisinde yer alarak, fakat takvimin  açıklanması lazım ve bu takvim içerisinde Cenevre sürecini devam ettirerek, eğer  buradan böyle bir kararın çıkması halinde biz Türkiye olarak üzerimize düşeni  yaparız, yapmamız lazım."
        
"BM Genel Kurulu’nda tartışılmalı"
         Şu anda Suriye’deki muhalif güçlerin karadaki mücadelede hakim  olduklarına işaret eden Erdoğan, şu görüşleri dile getirdi:
         "Suriye’deki sıkıntı, hava hakimiyeti noktasında. Suriye’de rejim füze  kullanıyor, şu anda NATO tespitlerine baktığımızda, 283 füze atışı yapmış  vaziyetteler ve yine elde edilen bazı bilgiler var ki ’sarin’ diye ifade edilen  kimyasal da kullanıyorlar. Böyle bir durumu da söz konusu. Tüm bunların şu anda  insanlığın önüne getirilmesi lazım. BM Güvenlik Konseyi’nin önüne getirilmeli,  hatta BM Genel Kurulu’nda tartışılmalı. Nitekim biliyorsunuz, son olarak bir  oylama bu konuyla ilgili yapıldı ve bu oylamada BM Genel Kurulu’nun sürece böyle  bir incelemenin başlatılması sürecine olumlu baktığını görüyoruz."
         Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Cenevre süreci için ’ipe un sermek’ gibi  olduğunu söylemiştiniz. Şimdi bu sürece nasıl bakıyorsunuz? ABD’nin Suriye  konusunda çok müdahil olmadığını biliyoruz. Sizin genel izleniminiz nedir? Bir ay  öncekinden farklı Washington yönetimi mi var?" yönündeki soru üzerine, şunları  kaydetti:
         "Önce ABD ve Avrupa Birliği’nin İran’a yaptırımlar konusunda bu uygulama  süreci içerisinde bizim de özellikle ham petrol ithalindeki bir yaklaşımımız  vardı ve bu ham petrol ithalini bizler de ciddi manada azalatmış durumdayız.  Bunun birçok nedeni var. Fakat şu andaki süreçte de bu azalma zaten devam ediyor.  Tabii milletler takdir edersiniz ki kendi menfaatlerini gözeterek, bu tür  adımları atarlar. Ben şu anda ham petrolü nereden daha ucuz alıyorsam oraya  döneceğim, doğalgazı nereden daha ucuz alıyorsam oraya yöneleceğim. Bu, benim en  tabii hakkımdır, ülke olarak. Yeter ki bunu bulabileyim. Şu anda ham petrol  noktasındaki hakikaten İran’dan ithal ettiğimiz petrol ciddi oranda düşmüştür.  Geçenlerde Petrol Bakanı da geldiklerinde kendileriyle bu konuyu görüştük. ’Bu  yaklaşım içerisinde zaten böyle bir sürecin de devamı mümkün değil’ dedik  kendilerine. Bundan sonra daha da azalır mı konusuna gelince, bunu gerek  ihtiyacımız gerekse zaman gösterecektir.
         Cenevre süreciyle ilgili benim ipe un sermek düşüncemle ilgili, doğrudur.  Şu anda bizim Cenevre sürecinin uzatılması diye tanımlayacağımız bu süreçte asıl  hedefimiz, burada benim fikrimdeki değişme diyebilirsiniz veyahut bir gelişme de  diyebilirsiniz. Rusya ile Çin’in de bu sürece katılımını sağlama bakımından kısa  süreli bir adım atılabilir. Eğer Cenevre süreci ki dün Sayın Obama orada bir  ifade kullandı, Esed’siz bir süreçten bahsetti, Esed’in olmadığı bir süreç zaten  birinci Cenevre sürecinin de ana başlıklarından bir tanesiydi. Yoksa Esed’in  olduğu bir geçiş hükümetiyle veya onun yönlendireceği bir geçiş hükümetiyle bu  işin çözülmesi mümkün değil, bunu zaten muhalifler de kabul etmez. Ama şu anda  burada atılan adımlar içerisinde dikkat edilirse Hür Suriye Ordusunun ortaya  koymuş olduğu tavır ortadadır, özellikle Suriye’deki koalisyon güçlerinin yeni  bir seçimi yapılacak, bu belirlendiği andan itibaren çok daha farklı bir dönem  başlayacaktır. Bu farklı dönem içerisinde Rusya ile Çin, onların da bu sürece  katılımını getirecek bir 2. Cenevre süreci bizim açımızdan da destek bulmuştur."


Yorumlar (0)
26
az bulutlu
Günün Anketi Tümü
En Çok Sevdiğiniz Renk Hangisi?
Namaz Vakti 14 Ağustos 2022
İmsak 04:28
Güneş 06:05
Öğle 13:14
İkindi 17:04
Akşam 20:12
Yatsı 21:43
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 2 6
2. Trabzonspor 2 6
3. Başakşehir 1 3
4. Alanyaspor 1 3
5. Beşiktaş 1 3
6. Giresunspor 2 3
7. Galatasaray 2 3
8. Kayserispor 2 3
9. Fenerbahçe 1 1
10. Ümraniye 1 1
11. Gaziantep FK 1 1
12. Ankaragücü 1 1
13. Konyaspor 1 1
14. Sivasspor 2 1
15. Antalyaspor 1 0
16. Hatayspor 1 0
17. Karagümrük 1 0
18. İstanbulspor 2 0
19. Kasımpaşa 1 0
Takımlar O P
1. Samsunspor 1 3
2. Boluspor 1 3
3. Eyüpspor 1 3
4. Altınordu 1 1
5. Gençlerbirliği 1 1
6. Keçiörengücü 1 1
7. Rizespor 1 1
8. Adanaspor 0 0
9. Bandırmaspor 0 0
10. Bodrumspor 0 0
11. Erzurumspor 0 0
12. Göztepe 0 0
13. Pendikspor 0 0
14. Sakaryaspor 0 0
15. Tuzlaspor 0 0
16. Ö.K Yeni Malatya 0 0
17. Denizlispor 1 0
18. Manisa Futbol Kulübü 1 0
19. Altay 1 0
Takımlar O P
1. M.City 2 6
2. Arsenal 2 6
3. Brentford 2 4
4. Newcastle 2 4
5. Leeds United 2 4
6. Brighton 2 4
7. Tottenham 1 3
8. Chelsea 1 3
9. Aston Villa 2 3
10. Bournemouth 2 3
11. Fulham 2 2
12. Liverpool 1 1
13. Wolverhampton Wanderers 2 1
14. Leicester City 2 1
15. Southampton 2 1
16. Everton 2 0
17. Crystal Palace 1 0
18. Nottingham Forest 1 0
19. West Ham United 1 0
20. M. United 2 0
Takımlar O P
1. Villarreal 1 3
2. Osasuna 1 3
3. Celta Vigo 1 1
4. Espanyol 1 1
5. Barcelona 1 1
6. Rayo Vallecano 1 1
7. Almeria 0 0
8. Athletic Bilbao 0 0
9. Atletico Madrid 0 0
10. Cadiz 0 0
11. Elche 0 0
12. Getafe 0 0
13. Girona 0 0
14. Mallorca 0 0
15. Real Betis 0 0
16. Real Madrid 0 0
17. Real Sociedad 0 0
18. Valencia 0 0
19. Sevilla 1 0
20. Real Valladolid 1 0