Bebeğinize öğretmeniz gereken o beceriler...

Sosyal beceriler, ne yazık ki genelde aile bunu çocuklarına öğretmeyi ihmal ederler , çocuk yetiştirmek üzerine yapılan en son çalışmalar çocuğunuzun üç yaşına kadar bu yetenekleri sahiplenmesi gerektiği sonucuna vardı.

Bebeğinize öğretmeniz gereken o beceriler...

Göz temasını öğretin:

Çocuğunuz sizden bir şey istediği zaman sizin gözlerinize bakmaya sağlayın, bu yetenek sizin için önemli olamaya bilir, ama bu yetenek bebeğinize güven verecek, ve iletişim yeteneğini geliştirecek. ve sizinle daha fazla iletişim kurmaya başlayacak, bunun için çocuğunuz sizden bişey istediği zaman ve sizinle konuştuğu zaman gözlerinize bakmaya sağlayın.

Selam vermeyi öğretin:
Çocuğunuz bir ortama girdiği zaman ona selam vermeyi öğretin , bu durum onu aşırı utangaçlıktan  ve çekinmekten vaz geçirecek,  özgüvenini artıracak yeni ortamlara daha hızlı alışmasını sağlayacak.

Yanlış yaptığı zaman özür dilemesi :
Affedersiniz demek çok kolay bir kelime ama çocuğunuzun doğru bir şekilde özür dilemeyi  öğrenmesi zor olabilir , bazı çocuklar bunu inatçılığa bağlar , bazı çocuklar ise tam tersi bunu sorumluluktan kaçınmak için aşırı bir şekilde söyler, 
Bu adımlarla çocuğunuza özür dilemesini öğretirsiniz
- Çocuğunuz herhangi bir hata işlediğinde , açık ve net özür dilemesini sağlayın .
- Çocuğunuz özür dilediği zaman belki ceza alacağını ama eğer özür dilemez ise alacağı cezanın iki kata çıkacağını bilmelidir. 
- Kendinden küçük veya büyük herhangi bir yaşta insana yanlış yaptıysa özür dilemesini gerektiğini öğrettin.

Bedensel Özellikler
Bebeğin boyu ve ağırlığı, ilk yıldakinden daha yavaş olarak artışını sürdürür. Boy, ikinci ve üçüncü yıllarda 10–12 cm kadar uzar. Ağırlık ise ayda kk rtalama 200 gr. artış gösterir. Bebek daha hareketlidir; emeklemeye, yavaş yavaş yürümeye başlar.

Motor Beceriler
18. aydan sonra sandalyede rahatlıkla oturabilir, elinden tutulduğunda merdivenleri inip çıkabilir, tek ayak üstüne atlayabilir ancak iki ayak atlayamaz. Koşabilir ancak ani dönüşlerde dengesini kaybeder, topa tekme vurabilir. Kaşığı doğru biçimde tutar ve ağzına götürebilir, araç kullanarak ulaşmak istediği nesneyi yakalayabilir, tekerlekli arabayı çekebilir. Kitap sayfalarını üçer beşer çevirir, kâğıdı katlamaya çalışır, tahta küpleri kutudaki yerlerine yerleştirebilir.

Duyular ve Algı
Görme algısı gelişimini sürdürmektedir. Çocuk artık 6 metre ya da daha uzaktan yaklaştırılan renkli nesneleri fark edebilir. 3 metre uzaklıktan oyuncaklarını tanır, yuvarlanan topu izler ve almaya çalışır. İstenince kendinin, bebeğinin ya da başkasının gözünü, kulağını, ağzını gösterebilir. İnsanların ve hayvanların hareketlerini daha uzun süre ve daha dikkatli izler. Resimlere ilgi göstermeye başlar. Bazı nesneleri ve canlıları resimlerden tanır ve gösterir.

2 yaşından sonra kitaplarda beğendiği resimlerin ayrıntılarına dikkat eder. Tanıdığı kişileri fotoğrafta ayırt edebilir ama kendini tanıyamaz.

2,5 yaşından sonra resimlerdeki ince ayrıntıları ayırt edebilir. 3 metre uzaklıktan çok küçük oyuncakları iki gözüyle de tek tek baktığında fark edebilir.

Konuşulanları, sohbetleri ilgi ve merakla dinler, aralarda çeşitli sesler çıkararak konuşmaya katılır. Müzik parçalarından hoşlanır ve çalan parçalara zaman zaman eşlik etmeye çalışır.

Koklama, tat alma, dokunma duyuları yoluyla da her şeyi daha iyi öğrenecek duruma gelen çocuk, bundan böyle algısını geliştirmek için çabalar. Sürekli emekleyip yürüyerek evin her yerine gidip kendi çapında deneme ve araştırmalar yapar. Farklı şeyler görmekten, farklı sesler duymaktan, farklı özellikteki şeylere dokunmaktan zevk alır. Nesnelerin seslerini duymak ve seslerdeki farkları görmek için eline geçen nesneleri yere atar, hatta dolaplardaki eşyaları da yere atmaya çalışır. Kumaşa, cama, tahtaya, metale dokunarak test etmek ister ve her yeri, her şeyi eller. Bu yollarla öğrenir, algısı gelişir. Her şeyi ağzına götürüp tadına bakma davranışı, bu dönemde yavaş yavaş azalır.

Bazı anne babalar, çocuklarının bu girişimlerini tepki ile karşılar, denemeler yapmasına izin vermezler. Elbette onu tehlikelerden korumak gerekir ancak bu amaçla aşırıya kaçıp çocuğun kendini ve çevresini tanıma çalışmaları engellenmemelidir. Evde gezinmesine, kırılmayacak eşyaları yere atıp sesini duymasına, kendine ve çevresine önemli bir zarar vermeyecek şekilde bir şeyleri ellemesine, denemeler yapmasına izin verilmelidir.

PsikoSosyal Özellikler
İkinci yılda göstereceği gelişim, kazanacağı motor beceriler ve konuşmanın gelişmesi ile birlikte bebeğin çevresine bağımlılığı azalır.

Bu dönem, bebeğin yavaş yavaş ayrı bir birey olmaya, ardından sosyalleşmeye başladığı, anne babasının söylediklerine karşı çıkıp kendi kararlarını almak, kendi istediklerini yapmak istediği, bir yandan da ailenin bir parçası olduğu duygusunu tattığı bir dönemdir.

Büyümeyi sürdüren bebek çeşitli davranış ve alışkanlıklar kazanmaya başlar. Tuvalet alışkanlığı bu dönemde kazanılır. Konuşma, iletişim kurma ve sosyal beceriler de gelişir.

Bu dönemin haz organı anüstür. Anüsün uyarılması ona haz verir. Çocuk kendi başına birşeyler yapmaktan hoşlanır. Tuvaletini yapınca bir şey başarmış olduğundan mutlu olur. Döneme bundan dolayı anal dönem adı verilir.

Önemli bir geçiş evresinde olan çocuk, özerklik (bağımsızlık) ile kuşku ve utanç duyguları arasında çatışma yaşar. Bedensel ve algısal gelişimi ile kazanacağı motor beceriler sayesinde daha rahat hareket etmeye başlaması ve konuşmanın gelişmesi ile birlikte bebeğin çevresine bağımlılığı azalır. Bununla birlikte güven duygusunu kazanan ve cesareti artan bebek, artık anne babasından bağımsız olarak davranmak ister, oyuncağını yakalamayla fırlatma, bağırmayla alçak sesle konuşma, yemeğini yemek ile yememek gibi bir birine zıt seçenekler arasında gidip gelir. Bu onun kendi seçimini yapma alıştırmalarıdır. Bu dönemde merakı ve öğrenme isteği de artar, her şeyi merak eder, birşeyler araştırmak, öğrenmek ve keşfetmek için çabalar. Bunu çeşitli davranışlarla ortaya koyar. Çevresinde olanları dikkatle izler, merakını gidermek için sürekli sorular sorar. “Bu ne, neden, nasıl, ne yapıyorsun?” gibi. Ailesinden yardım bekler ama bir yandan da her şeye karşı koymaya başlar. Böyle davranarak çevresine hükmettiğini ve istediklerini yaptığını düşünür, anne babasından bağımsız davranabildiğinden mutlu olur, öz güveni artar. Bu duyguları onun kişiliğini geliştirir.

Anne babalar, çocuklarının bu çelişkili davranışları ile meraklı, araştırıcı doğaları karşısında endişe yaşayabilir ve onları tehlikelerden korumak için sürekli denetleme ile uyarma yoluna giderler. Ancak çocuk, bu denetim sırasında sertçe cezalandırılır, yapmaya çalıştıkları kısıtlanırsa veya hep anne babasına bağımlı hareket etmesi için baskı görürse, yaptıklarının yanlış olduğundan ya da beğenilmediğinden kuşku ve utanç duyar. Bu dönemde çocukta kuşku ve utanç duyguları yerleşirse, ileride kendi düşüncelerine ve yaptıklarına olumsuz bakan, karar vermekte, seçim yapmakta zorlanan, haklarını savunamayan bir kişiliğe sahip olur. Özerklik (bağımsızlık) duygusunun gelişimiyse onun ileriki yaşamında kendine, düşüncelerine ve çevresine saygı duyan, kendini gösterebilen, iyi niyetli, adaletli davranan bir birey olmasını sağlar.

İkinci yaşla birlikte mutluluğunu yoğun olarak gösteren çocukta utanma, öfke, kıskanma, korku gibi duygular da gelişir. Bu duyguların gelişmesinde öğrenmenin rolü vardır; korku insanda en son gelişen duygudur. Çocuk bu dönemde sevdiği kişi ve nesneleri paylaşmak istemez. Sorulara sürekli “hayır, yapamam” gibi cevaplar verir hatta çok sevdiği bir şeyi isteyip istemediği sorulduğunda bile “hayır” der. 3 yaşına doğru çocuğun kendini tanımaya başlaması, bağımsızlık duygusunu tatması ve özgüveninin artmasıyla birlikte çevresiyle olan çekişmeleri azalır.

Çocuk, ailesindeki ve çevresindeki diğer kişilerin yaptıklarını örnek alma yoluyla öğrenip onlar gibi yapmaya çalışırken bir yandan da sosyalleşmeye başlar. İki yaşından sonra ailesiyle birlikte bazı faaliyetler yapabilir, o artık etkinleşen, sosyal ilişkiler kurabilen bir çocuk olma yolundadır. Bu yaşın ortalarında nesneler sosyal ilişkilerde araç olarak görülür. Sosyal ilişkiler sonucunda bir takım sosyal tepkiler gelişmeye başlar. Utanma, rekabet, ilgi çekme isteği, otoritenin kabulü, iş birliği yapma, bunlar arasında sayılabilir.

Artık ailesiyle yetinmez, aile dışındaki kişilerle de iletişim kurmak ister, diğer çocuklara ilgi duyar, yaşıtlarıyla birlikte olmak ve oynamak ister. Bunlardan büyük zevk alır. Arkadaşlarına önem verir, aralarında cinsiyet ayrımı yapmaz, onlarla büyüklerden daha çok oynar. Ancak küçük arkadaşlar, birbirlerinin duygularını henüz yeterince anlayamazlar, bu anlayış yavaş yavaş gelişir. Arkadaşlarla birlikte olmak, çocuğa yeni özellikler katar, sosyal yönlerini geliştirir, birlikte yapılan sohbet ve etkinlikler buna yardım eder. Bunun yanında kendine güvenin artmasında, sorumluluk duygusunun kazanılmasında, farklı bilgi ve görüşler edinilmesi ve paylaşılmasında, bazı ilgi ve yeteneklerin fark edilmesinde ve daha pek çok konuda arkadaşların önemli rolü vardır. Çocuk bu sayede olgunlaşır. Yaptıklarının arkadaşları tarafından beğenildiğini, onaylandığını görmesi, onu mutlu eder. İlk yaşlarda arkadaşları tarafından reddedilen çocukların yetişkinlikte sorunlar yaşadığı belirtilmektedir.

Çocuğun duygu ve düşüncelerine önem verilmesi, onunla her şeyin paylaşılması, çabalarına destek olunması, ona değerli olduğunu hissettirir ve psikososyal gelişimini destekler, onun hem kendisine hem de çevresine saygılı, uyumlu, faydalı bir birey olmasına yardım eder. Bununla birlikte bu ve sonraki dönemlerde çocuğa destek olmamak kadar aşırı koruyucu davranıp onu hasta olmasın veya zarar görmesin diye parklara, sosyal ortamlara götürmemek ya da kimseyle oynamasına, arkadaşlarıyla zaman geçirmesine ayrıca kendi yapabildiklerini yapmasına izin vermemek, kısacası tehlikelerden korumak uğruna aşırıya kaçmak da psikososyal özelliklerin gelişimini engeller, çocuğun içine kapanmasına, çeşitli uyum ve davranış bozuklukları göstermesine neden olur.

Tuvalet Eğitimi
Çocuğun boşaltım organları on sekizinci ay dolaylarında gelişimini tamamlar ve çocuk böylece tuvalet ihtiyacı olduğunda fark edebilme, tutabilme ve altını ıslatmadan lazımlık veya tuvalete yapabilme yetisine sahip olur. Bunun yanında bedensel ve zihinsel olarak da olgunlaşmaya başlayan çocuk için artık tuvalet eğitimine geçme zamanı gelmiştir. Bu eğitim ne çok katı ne de çok gevşek olmalı, ihtiyaç hissettiğinde tuvalete gitmesi, çocuğu çok sıkmadan çok da rahat bırakmadan öğretilmelidir. Aksi halde anal saplantı olarak adlandırılan sorunlara ortam hazırlanır. Katı yaklaşım çocuğun ileriki yaşantısında aşırı titiz olmasına, gevşek yaklaşım da aşırı dağınık, umursamaz olmasına yol açabilir. Bu eğitimin veriliş zamanı da önemlidir; son yıllarda piyasada hazır bezlerin çoğalıp çeşitlerinin artmasıyla ve kullanımının rahatlığı sebebiyle bazı anneler çocuklarını tuvalete alıştırmayı ertelemektedir. Ancak tuvalet eğitimine ne kadar geç başlanırsa sonuç almak o kadar zorlaştırılmış olur. Tuvalet alışkanlığının doğru zamanda, doğru şekilde kazanılması ayrıca ileriki yaşlar için de önemlidir.

 Şöyle ki bu eğitim sırasında sorun yaşayan, anne babalarının tutumlarından olumsuz etkilenen çocuklar, bir yetişkin olduklarında tuvalet ihtiyacı ve tuvalete gitme konularında takıntılara sahip olabilir, hayatlarını olumsuz etkileyecek sorunlar yaşayabilirler. Bu kişiler, ihtiyaçları olmadığı zamanlarda bile sık sık tuvalete gidebilir ya da kendini sıkıp tuvalete gitmeyi uzun süreler geciktirebilirler. Evden dışarı çıktıklarında, “ihtiyacım olur da tuvalet bulamazsam ne yaparım?” gibi korkulara kapılıp evden hiç çıkmak istemeyebilirler.

Dil Gelişimi

Dil, dudak, damak gibi konuşma organlarının gelişmesiyle dil gelişimi hız kazanır. Bebek artık etrafında konuşulanlara, kendisine söylenenlere anlamlı tepkiler vermeye çalışır. 12 ay dolaylarında ilk sözcükler ortaya çıkmaya başlar. Bu sözcükler, anne, baba gibi sık söylenen sözcüklerle araba, top gibi hareket eden nesneler ve fonksiyonlarıyla ilgilidir. Ancak daha önce de belirtildiği gibi bebeğin doğru kişi ve nesnelere doğru şekilde seslenmesi, zamanla gerçekleşir; nesnelerin aralarındaki farkları algıladıktan sonra onlara doğru isimlerle seslenir. Aile bireyleri, nesnelerin adlarını söylerken o nesnenin özellikleri hakkında bilgi verirse çocuğun öğrenmesi kolaylaşır. Böylece konuşma oluşmaya başlar. Bu arada istediğini benzer sesler çıkararak da olsa doğru olarak söylemeye başlar.

Bebek, bu dönemde bir kelimeyle bir ya da birkaç cümleyi ifade eder. Atta dışarı çıkalım anlamındadır, yine tek bir sözcükle farklı istek ya da durumu anlatır. Örneğin anne diyerek, bazen acıktığını bazen oynamak istediğini bazen de bir rahatsızlığı dile getirir. Anne baba bu sözcükleri yorumlayarak ve çocuğa söyleyerek (“karnın mı acıktı?” gibi) ona yardımcı olmaya ve onu konuşmaya özendirmeye çalışır. Bazen de arabaya ın ın demek gibi nesnelerin asıl isimleri yerine çeşitli sesler kullanabilir. Anne baba ve çevresindeki diğer kişiler, bu sözleri çok tekrarlar ve öyle kullanmaya devam ederse çocuğun asıl isimleri söylemesi gecikir. Bu arada evde sürekli tekrarlanan sözcükler bebeğin zihninde yer eder ve ileriki zamanlarda bu sözcükleri söyler. Bu öğrenme şekli bombardıman olarak adlandırılır. 13 aylık bebeğin 50 civarında sözcüğü algılayabildiği bilinmektedir.

2. yaşta “baba gel “gibi iki sözcüklü cümleler kurmaya başlar, zaman zaman da üç kelimelik cümleler kurabilir. İlginç gerçeklerden biri de çocukların bazı sözcükleri söylemeden atladıklarıdır. Çocuklar bu atlama olayını rastgele yapmazlar. Cümlenin anlamı için önemli olmayan heceleri ve bazı sözcükleri atlayıp bunların yerine cümlenin anlamını ifade etmek için gerekli gördükleri sözcükleri koyarlar.

Kelime dağarcığı, 15 aylıkken 10, 18 aylıkken 30, 20 aylıkken 50 kelime ve üzeridir. Sözcükleri öğrenme ve kullanma, sonraki aylarda daha hızlı gelişir. Çocuklar, basit sorular sormaya, kendine sorulan sorulara basit cevaplar vermeye de başlarlar; “bu ne, nerede, ne yapıyorsun?” gibi. Kuşkusuz dili kullanmanın ve kelime dağarcığının gelişmesinde çocuğun yetiştiği ev ve çevre koşullarıyla aile ilişkilerinin büyük etkisi vardır. Bu konuda kalıtımın, sağlığın ve zekâ düzeyinin de etkili olduğu bilinmekle beraber, kendisiyle daha çok konuşulan, etraflarında yapılan sohbetleri dinleyen çocukların daha iyi konuştukları, dili kullanma becerilerinin daha hızlı geliştiği saptanmıştır. Annenin, çocuğunun iletmek istediği mesajı doğru anlayıp anlamadığını görmek için kendi ifadesiyle yinelemesi (bebeğini mi istiyorsun?), onun sonraki seferlerde kendini daha açıkça ifade etmesine katkı sağlar. Ayrıca çevresindeki kişilerin çocuk konuştukça verdiği tepkiler, ona yaptıklarının başkaları üzerinde etkisi olduğunu hissettirir, onu kendi güçlerinden haberdar eder ve kendine güvenini artırır. Ancak kelime dağarcığı gelişsin diye çocuğa anlamını bilmediği kelimeler öğretilmemelidir.

Anne babalar, bu konuda sabırlı davranmalı, zorlayıcı olmamalı, nasıl olsa bir gün konuşur diye çok rahat da yaklaşmamalıdır. Bilinmelidir ki çocuk anlamlı sözcükleri birden söyleyemez. Çıkardığı anlamsız sesler bir süre sonra yerini anlamlı sözlere bırakır. Doğru ya da doğruya yakın sesler çıkardığında pekiştirilmesi, onu cesaretlendirir. Onunla bol bol konuşmak, ona masal anlatmak, hikâye okumak, sözcük ve kavram kapasitesinin artmasına yardım eder.

Anne babaların çocuklarının konuşmalarına destek olmaları, onu bu konuda cesaretlendirmeleri ve onunla bol bol konuşmaları, onun ileride okuma alışkanlığı kazanmasına da etki yapar. Prof Dr. Üstün Dökmen araştırmasında okuma eğitiminin okuma yazma eğitiminden önce başlaması gerektiğini vurgulamakta, bir insanın yetişkinlikte sahip olacağı okuma becerisinin temellerinin çocukluğunda ilk sözcükleri söylemeye başladığı dönemde atıldığını ortaya koymaktadır.

Çocuk, bundan sonra 3 kelimeden oluşan cümleler kurar. Konuşurken sık sık kendi adını söyler. Önceleri sadece anne ve babalar tarafından anlaşılabilen konuşmalar artık yabancılar tarafından da anlaşılır hale gelir. Sözcük dağarcığı giderek artar. Çocuk artık gerekli yerde gerekli sözcükleri kullanmayı öğrenir. Daha çok soru sorar, sorulan sorulara basit cevaplar verir.

Dil gelişimi sözcük türleri açısından incelendiğinde ilk kullanılan sözcükler isimlerdir (bebek, köpek), sonra buna fiiller eklenir (gel, ver, al). Bu yaşlarda iyi, kötü, yaramaz, güzel, sıcak, soğuk gibi sıfatlar kullanılmaya başlar. Burada, nerede, ne zaman gibi zarflar da bu gelişime eklenir. En son ve en zor kavranarak söylenen sözcük türü, ben, beni, bana gibi zamirlerdir. Çocuk, 3 yaşına doğru bu zamirleri doğru yerinde kullanmayı da öğrenir.

Artık oyun oynarken kolayca anlaşılır biçimde kendi kendine konuşan ve yorumlar yapan çocuk, bir kaç çocuk şarkısı söyleyebilir. Heyecanlandığında, coşkulandığında kekemelik görülebilir.

Güncelleme Tarihi: 23 Ocak 2017, 15:49

YORUM EKLE